POLİTİKANIN KİRLİ YÜZÜ

Hangi yönetim sistemi olursa olsun, temel değerlerden sapmamalı. Nedir bu temel değerlerdrseniz;

Doğruluk-Dürüstlük-Adalet-Hakkaniyet-Hoşgörü-Eşitlik-Paylaşım-İlkesiz siyaset-Vicdandan yoksun olmama- Sorumluluk bilinci-Kirlenmemiş bilgi- Nitelik siz lik-İnsaniyetten yoksunluk –İş dünyasında ve ticarette ahlak- Emeğe saygı gösterme- Liyakate değer verme gibi, kavramlardır…

Bu kavramları kim uygulayacak? Elbette ki ‘DEVLET’ ve devleti yönetenler…O milletin, O halkın, O Ulusun yöneticileri…

Bu gün dünyamız da bir çok devlet yönetim biçimleri var.

Monarşi-Oligarşi-Demokrasi-Teokrasi-Cumhuriyet-Komünizm-Otoriter Yönetim-Totaliter Yönetim-Sultanlık-Krallık gibi, daha bir çok yönetim şekli var.

Bütün bu yönetimlerde, gücü elinde tutan ya da tutanlar var. Bunlar, mutlak gücün sahipleridir. Ve de, yönetim erkinin sağladığı, maddi ve manevi güç…

İşte sorunda bur da başlıyor. Gücü elinde bulundurmak adına veya hegemonyayı sürdürmek uğruna, yan yollara sapılabiliyor. Bilhassa demokrasinin olduğu, cumhuriyet yönetimlerinde bunu çok daha fazla görüyoruz. İktidar olabilmek için, seçim kazanmak şart. Seçimi kazanmak için de, İtalyan düşünür ve politikacı, Niccolo Machiavellli’nin düşünceleri üzerine kurulu, Makyavelist, pragramatik bir anlayış hakim olursa, ‘Yandı Gülüm Keten Helva’ oluyor.

Menzile yani iktidara gidebilmek için, iktidarı ele geçirebilmek için, adeta her yol mubah sayılıyor. Bilgi kirliliği, yalan, iftira, çamur atma, rüşvet, çıkar sağlama, haksız kazanç, asılsız olaylar ve bunun gibi bir çok örnek, bunlardan bir kaçı…

İşte bizim tarihimizde de böyle bir olay var. Gelin, işin doğrusunu hep birlikte öğrenelim….

*İNÖNÜ CAMİLERİ KAPATTI...*
Evet;
*İNÖNÜ CAMİLERİN ÖNÜNE JANDARMA DİKTİ...*
Evet;
*İNÖNÜ HALKIN CAMİLERE GİRİŞİNİ YASAKLADI...*
Evet;
*NİĞDE ve ULUKIŞLA’DA oldu bunlar...*
Ama neden yaptı...? Niçin oldu...? Sebep neydi..? Bunu hiç merak ettiniz mi?
Bu işin arkasındaki gizem neydi...? Neden böyle bir yola gidildi sorusunu kimse sormadı...!!!
Meydanı boş bulan *ATATÜRK* ve Cumhuriyet düşmanları, 70 yıldır bu propagandayı yaptı... Maalesef gerçeği bilemeyen ve doğru bilgiye ulaşma imkanı olmayan halkımızın büyük bir bölümü, bu yalanlara inandı...
Yalanın siyasi rant sağladığını gören iktidar mensupları dozunu her geçen gün artırarak yalanlarına devam ediyor...
Daha birkaç gün önce, diyanetçi bir öğretim görevlisi TV ekranlarından;
*“ATATÜRK DÖNEMİNDE GENELEV YAPILAN CAMİLER VARDI...”* diyebildi...
Onların, yalanlarını günde 40 kere tekrarlayabilecekleri onlarca TV kanalı var...
Evet, *İNÖNÜ* bazı tarihi camileri kadar patmış, başına da jandarmalar dikmişti...
Bu camilere kimseyi yaklaştırmıyordu...
Hükümet hakkında aleyhte propaganda alıp yürüyor...
Buna rağmen kimseye de bir açıklama yapılmıyordu...
Peki neydi bu olayın ardındaki sır:
*ATATÜRK* ölmüş…
İkinci dünya savaşı başlamış, *İSMET İNÖNÜ Cumhurbaşkanı* seçilmişti...
Hitler'in Orduları Avrupa ülkelerini birer birer ezip geçiyordu...
Alman tankları, Fransızların asla geçilemez dedikleri Maginot hattını bile geçmişti...
Daha 1941 yılında, 13 ülke teslim bayrağını çekmiş, Alman Orduları Türkiye sınırına dayanmıştı...
Türkiye de boş durmuyordu... Alman tanklarına karşı, Trakya’nın altına binlerce KORUGAN yapılmıştı...
Bununla yetinilmemiş, Alman Ordularının İstanbul’a girişini önlemek için Çatalca- Büyükçekmece hattına, Maginot hattının bir benzeri ÇAKMAK HATTI inşaa edilmişti...
Alman tanklarına karşı önlem alınmıştı... Peki ya Alman uçakları...?
Ya Alman uçakları İstanbul’u bombalarsa..? Bu endişe vardı.
Tarihimizin maddi manevi en değerli hazineleri, kutsal emanetler ne olacaktı...?
Bir Alman taarruzuna karşı kutsal emanetlerin Alman uçaklarının menzili dışında bir yere taşınmasına karar verildi...
*İNÖNÜ*, her şeyin gizlilik içinde yapılmasını, Almanların kutsal mekanlara dokunmayacağının da hesaba katılmasını istedi...
Düşünüldü taşınıldı... İstanbul saray ve müzelerindeki tüm değerli eşyaların, Anadolu’nun ortasında *Niğde ve Ulukışla’da* dini mabetlere saklanmasına karar verildi...
Özel tren hazırlandı. İçi çinko, özel bölmeli sandıklar yaptırıldı.
Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki kutsal emanetler, *Hazreti Muhammed’in* hırkası, mühürü, kılıcı, oku, yayı, Kabe’nin anahtarı, Hazreti Osman’ın kanlı *Kuran-ı Kerim’i,* padişahların tahtları, eşyaları, hazine, silah, tablo, porselen, paha biçilmez el yazması eserler, büyük bir gizlilikle ve titizlikle sandıklara yerleştirildi…
Yıl: 1942…
Alman Ordularının Trakya sınırımıza dayandığı o günler… İşte o günlerde… Bir gece 391 sandık, 48 vagona yerleştirildi... Tren paha biçilmez değerdeki yüküyle, büyük bir gizlilik içinde ve koruma altında Anadolu’nun ortalarına doğru hareket etti…
Kutsal emanetler ve paha biçilmez değerdeki mücevher ve el yazması eserler, Niğde’de Ak Medrese ve Sarı han ile Ulukışla’da bir camiye yerleştirilir...
Her şey gizlilik içinde yapılmak zorundadır... Yerel yöneticilere bile bilgi verilmez...
Camilerin etrafına özel askeri birlikler konuşlandırılır…
Bu ibadet yerlerine kimse yaklaştırılmaz...
1943 yılında İnönü, Churchill ile görüşmek üzere Adana’ya giderken treni Ulukışla’da durdurur... Kutsal emanetlerin saklandığı 3 binayı teftiş eder...
Kendisi bile içeri girmez, Birliğin komutanından bilgi alır...
Ayrılırken de
“- Bize emanet, size emanet...Gözüm arkada kalmasın...” der...
Aradan dört sene geçer, savaş biter... Dünyaya sükunet hakim olur...
Kutsal emanetler, 1947 yılında tekrar getirilir... Saray ve müzelerindeki yerlerine konur...
Yıllar geçse de ne *İNÖNÜ*, bu konudan söz etmez...
Kendilerine bir paye çıkarmaz... Onuru, vakarı, etik değerleri buna izin vermez…
Bunu fırsat bilen Cumhuriyet düşmanları, 70 yıldan beri:
“- *İNÖNÜ* camileri kapattı..” diye yaygara yapar, Yalanını yayarlar...
Hatta daha da azar, kapatılan camilerin çevresindeki koruma askerlerinin atlarını bahane edip:
“- *İNÖNÜ* camileri ahır yaptı...” Yalanını dahi söylemekten çekinmezler…
Yalanını, işlerler de işlerler... Mal bulmuş mağribi gibi devamlı saldırırlar…

Halkımızın, Okumayan, araştırmayan, gerçeği öğrenmeye çalışmayan büyük bir bölümüne mensup , bir kısım vatandaşımız da, bu yalanlara kanıyor , ne yazık ki…

SON SÖZ: ‘’ GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ, HAKİKATLER DAİMA ÇIPLAK GEZER…’’