Mağara alegorisi, Yunan filozof Platon'un Devlet adlı eserinin yedinci kitabında Sokrates'in ağzından ortaya atılan, Antik Çağ felsefesinin en önemli alegorilerinden biridir.
Alegoriye göre(bir düşünceyi, davranışı ya da eylemi, daha kolay kavratabilmek için onu, yerini tutabilecek simgelerle, simgesel sözlerle, benzetmelerle göz önünde canlandırma işi.)
Bir mağaranın içinde, dışarıdan gelen ışığa arkalarına dönük olarak ömürlerini geçirmiş olan insanların tek gördükleri önlerine vuran hayvan, insan ve nesne gölgeleridir.
Gerçek formunu hiç görmemiş bu insanlar için, tek gerçeklik bu gölgelerdir. Hapis olan kişilerden biri bir gün aniden serbest kalır.
Mağaranın dışındaki dünya ile karşılaşır. Tamamen ışık ile yani gerçek ile tanışan bu kişinin gözleri neredeyse körlük yaşar.
Zamanla şimdiye kadar gerçek sandığı gölgelerin, aslında gerçek olmadığını ve gerçeklerin birer karanlık yansıması olduğunu anlamaya başlar…
Hayatın gerçeğini anlayan bu kişi mağaraya dönüp, diğer insanlara gölgelerin sahte olduğunu ve asıl gerçeğin dışarıda olduğunu anlatmaya çalışır. Ancak dışarıyı hiç görmeyen bu insanlar, anlatılanı idrak edemezler ve kızgınlıkla karşı çıkarlar…
Platon, mağara alegorisi yani benzetmesinde bir şeyleri anlamaya başlamış olan filozofların bunu halka anlatamayışını örneklemek istemiştir.
Bu metafor günümüz dünyası ve düzeni içinde hala geçerlidir. Çünkü insanlar anlayabildikleri kadarını kabul edip kendi anlayışlarının ötesinde anlatılanları kabul etmezler. Bu yüzden gerçekleri anlatanlar bir şekilde toplum içinde baskı altına alınır.
Işığı-gerçeği görmek doğruyu duymak rahatsız edicidir. Bu yüzden zihin karanlığı ve esareti seçer. Cahillik mutluluktur… Gerçek ile yüzleşmek ve özgür olmak, cesaret ister.
Herkesin bir gün mağaradan çıkabilecek kadar cesur olması gerekir. Bunun en somut örneklerinden birini, günümüz de yaşıyoruz. Duyarsızlık, ilgisizlik olanca ağırlığıyla toplumda kendini gösteriyor… İnsanlar korkmuş, sinmiş vaziyette. Kimse normal olan soruyu dahi soramaz durumdadır. Daha açıkçası düşüncelerini özgürce ifade edememenin sıkıntısını yaşıyorlar…
Platon’un bu alegorisini, öğrenilmiş çaresizlik sendromuna benzetebiliriz.
Çünkü, başarısızlık sendromu ve öğrenilmiş çaresizlik sendromu, kişinin sonuca ulaşamaması durumunda sonucu değiştirmeyeceğine karşı oluşan ruh halidir.
Kazanılmış başarısızlık sendromu veya öğrenilmiş çaresizlik sendromu, kişinin göstermiş olduğu tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inanç ile gelen bir ruh hali durumudur. Kişi eğer çok sayıda başarısızlık yaşadıysa; tekrar denese de, nasıl olsa olayların kontrolünün kendisinde olmadığını, başarıya ulaşamayacağını düşünerek adım atmaz.
İnsan hayatında çaresiz kalınan durumlar olması doğaldır. Belli konularda çözüm üretmek güçtür ya da kişi çaresiz kalabilir. Ancak öğrenilmiş çaresizlikte; gerçekten çaresiz olmadığımız halde çaresiz olduğumuzu zannederek, çözmek için bir şey yapmayarak başarısızlığı baştan kabul ederiz.
Öğrenilmiş çaresizlik nasıl anlaşılır?
*Kişi yaşamaya karşı hevesini kaybetmeye başlar. Sadece mecburi olduğu işleri yapar.
*Düşünme ve algısında zayıflama olur.
*Kişide özgüven eksikliği vardır.
*Fizyolojik veya psikolojik olarak acıyı kabullenmeye başlarlar.
Öğrenilmiş çaresizliğin nedenleri nelerdir?
*Sürekli aşağılanmaya maruz kalınması
*İnsanlara olan güven kaybı
*Olumsuz çevre koşulları
*Travma, depresyon gibi psikolojik sorunlarının olması
*Stresli ev ya da iş ortamı
Öğrenilmiş çaresizlikle baş etmek adına ne yapılmalıdır?
*“Yine yapamadın” vb. suçlayıcı eleştiriler yapılmamalı.
*Kişiye altından kalkamayacağı görevler verilmemeli
*Motive olması ve kendini başarılı hissetmesi sağlanmalı
*Kişinin başarısı takdir edilmeli
En önemli noktalardan biri de; öğrenilmiş çaresizlikte kötü olayların birleşmesiyle, kişi sosyal hayata çıkamamaya kadar gidiyor ve kişi sonunda sosyal fobiye sahip olabiliyor.
Siz ya da çevrenizde birisinin öğrenilmiş çaresizlik yaşadığını düşünüyorsanız, o zaman mutlaka bir psikoterapi desteği alınması gerektiği unutulmamalıdır.
SON SÖZ: ‘’ ÜMİTSİZLİĞİN ARDINDAN NİCE ÜMİTLER VAR.KARANLIĞIN ARDINDAN NİCE GÜNEŞLER VAR.’’