PKK’NIN MEŞRULAŞTIRILMA ADIMLARI

PKK Terör Örgütü, etnik bölücülük iddiası ve “Solcu” ideolojilere atıf yaparak orataya çıkmış bir terör örgütüdür.

Bu terör örgütü her ne kadarda 80’lerden sonra duyulmaya başlansa da Sovyetler Birliği NATO Üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı örgütü 1960’lardan itibaren fikren hazırlamaya başlamıştır.

Sovyetler Birliği 1991 yılında yıkıldıktan sonra ise önce Sovyetler Birliği eski müttefikleri örgütü sahiplenme geleneğini sürdürmek istedi. PKK’yı Suriye Arap Cumhuriyeti sahiplendi. Hafız Esad Yönetimindeki Suriye, Soğuk Savaş Dönemi sonrasına henüz ayak uydurmakta zorluk çekiyordu ve ülkeleri coğrafi veya stratejik açıdan değil de ideolojik olarak değerlendiriyordu.

Neyse ki Türk Devlet Aklı uyguladığı stratejilerle Terörist Başı Öcalan’ın Suriye’den çıkmasını sağladı ve bir operasyonlar silsilesiyle Kenya’da yakalayarak Memlekete getirdi.

Kurulduğu andan itibaren Sovyetler ve müttefikleri tarafından desteklenen PKK Terör Örgütü artık ABD tarafından kullanılacaktı.

Terörist Başı Öcalan yakalandıktan sonra örgüt, dağılma sürecine girdi. ABD ise bu dağılma sürecini engellemek için 2004 yılı sonrasında Irak, Türkiye ve Suriye’de toplumları bölmek üzere kurgulanmış, etnik hassasiyetleri ortaya çıkarabilecek, bölücülere yarayacak bir siyaseti dayattı.

Irak’ın Kuzeyinde etnik bazlı bölgesel yönetim kuruldu, Türkiye ve Suriye’de ise etnisitelerin sorunlarını ele alan komisyonlar oluşturuldu Meclislerde.

Komisyonlar ismen olsa da Türkiye ve Suriye’de çalışacak pek başlık bulamadılar zira özellikle Türkiye’de eşit vatandaşlık kuralları içerisinde etnik bir sorun bulunmuyordu.

Hal böyle olunca Türkiye’de kurulan komisyon üyeleri kendilerine önem atfedilmesi, sorunun yaratılması için provakatif açıklamalar yaptılar, ABD uzantıları da kendilerini basında, diplomaside ve bürokraside destekledi.

Bu sırada 2011 yılında Arap Baharı başladı. Arap Baharı Suriye’ye sıçrayıp Türk Hükümeti, Suriye Hükümetinin karşısında konumlanınca Suriye Yönetimi eski dostlar dediği İran ve Rusya’ya yüzünü döndü. Suriye Rejimi, ülke içerisinde kontrolü sağlamakta zorlanmaya başladığında yine Sovyetler aracılığıyla tanıştığı ve eski dost olarak yeniden tanımlayacağı PYD/PKK terör örgütüne Suriye-Türkiye sınırında bulunan şehirlerin kontrolünü bıraktı. Suriye’nin “Eski Dost” olarak tanımladığı bu örgüt geçmiş yıllarda olduğu gibi Rusların değil, artık ABD kontrolüne geçmişti ve Arap Baharı da ABD’nin projesiydi. Dolayısıyla Suriye Yönetimi bu durumu analiz edemedi ve “Terör Örgütü ABD kontrolünde kalacağına bizim kontrolümüzde olsun” diyerek bu terör örgütüne imtiyazlar tanıdı.

Suriye-Terör Örgütü ilişkileri Suriye’ye uygulanan uluslararası ambargoların da zorlamasıyla ticari ilişkiler de ortaya çıkıverdi. 2017 yılına kadar bu şekilde gelindi. Suriye Yönetimi örgütün silah bırakmasını istedi, terör örgütü ABD’nin yardımıyla mühimmat depolarındaki silahlarını arttırdı ve çoğunluğu Arap olan şehirlerde bile Egemenlik iddia etti ve sonuç olarak Suriye’nin toprakları hala bugün bu terör örgütünün işgali altında…

PYD/PKK terör örgütü bölge hükümetlerinin verdiği tavizlerden faydalandı, ABD’nin de desteğini alarak sözde diplomatik ilişkilere de girmeye başladı!

PYD/PKK terör örgütü “Türkiye’ye Karşı Mücadele” başlığı altında Mısır, BAE ve Suudi Arabistan’da temsilci bulunduruyor. PKK’nın Rusya’yla tarihi bağlantısı referans gösterilerek ise Moskova’da bir ofisleri de mevcut.

Türkiye olarak terör örgütü faaliyetlerini engellemek çok zor değil. Bahsettiğimiz bütün ağların yerle bir olması Türkiye’nin kararlı bir şekilde, ezercesine terörle mücadeleye devam etmesiyle mümkün olacak ve terör örgütü Türkiye’nin bir fiske vuruşuyla bu topraklara gömülecektir.

Topraklarımız kendilerine mezar bile olmayacaktır. Zira topraklarımız Filistin’in İsrail’i gibi  bir virüsten korunmuş olacaktır.