PARSAK

Son günlerde istihareye yattığım için genel yayın yönetmenimiz Sefa Saygıdeğer beni fırçalamış.
“N’oluyor kardeşim, sen Diyanet’te mi çalışıyorsun? Haberi rüyada mı görüyorsun?” diye çıkıştı.
E tabii haklı. Ben haberi istiharede ararken, rakip gazete haberin videosunu paylaşmış bile!
Sinirle odamda dolanıyorum, bir yandan da kendi kendime söyleniyorum. Tam o sırada pencere tıklatıldı.
Bir baktım, bizim kuş gelmiş!
“Ahhh!” dedim, “Şahtı, şahbaz oldu… Gel bakalım kuş efendi!”
Kuşa döndüm:
“Bak sinirim çok bozuk, öyle beleş bilgi verip ortalığı sulandırma,” dedim.
Tam bu sırada telefon çaldı.
Oğlum arıyor:
“Baba, ‘parsak’ ne demek? Ödevde çıktı.”
Ne demek istediğini anlamaya çalışırken, bizim kuş hemen devreye girdi:
“Toroslar’da ‘parsak’ küçük dere, su arkı, sulama kanalı demektir,” dedi.
Ben de sinirle bağırdım:
“Yahu kuş, şu anda zaten beynim su almış! Bari çocuğun ödevini sulandırma!”
Oğlan pes etmedi tabii:
“Baba, peki ‘Orkun’ ne demek?” dedi.
Kuş durur mu? Hemen atladı:
“‘Orkun’ yüce, kutlu, ulu demektir,” dedi.
Ben de telefonu kapatırken dedim ki:
“Senin yüzünden her şey ‘sulu’ oldu, bari faturaya da yansımasın!”
Kuş bana döndü, kaşını kaldırıp şöyle dedi:
“Sen bana kızacağına, Adana’daki parsaklı işleri düşün! Orada öyle sulu işler dönüyor ki, DSI bile kurursa şaşmam! Ulu, kutlu kişiler ihaleleri parsak parsak götürüyor. Karataş’a kadar akmış o işler, vallahi baraj patlamış!”
Ben bir an durdum…
“Yani diyorsun ki,” dedim, “bu işin suyu çıktı?”
Kuş gülümsedi, “Aynen öyle. Hem de Dicle seviyesinde çıktı!”
Sonra kanat çırptı, çekti gitti.
Ben masamda kaldım. Önümde bir su faturası, elimde bir bardak su…
Kendi kendime mırıldanıyorum:
“Parsak… parsak derken biz ne demek istemiştik acaba?”
Sonra düşündüm:
Kuş kadar beynim vardı, o da buharlaştı. İyi mi?.