Sarı sıcaklar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Hani insan düşünmüyor değil; şöyle güzel bir yaz tatili yapsam ne güzel olur. Üstelik Adana’da hava sıcaklığının 45-50 derecelere çıktığı bu aylarda yürümeyi bir kenara koyun, nefes almak dahi çok zor. Birçok şehrin gündüz sıcaklığının, Adana’nın gecelerinden daha serin olduğunu düşünecek olursak…
İnsanlar sıcaktan ne yapacağını şaşırıyor. Bu memlekette sıcaklardan bunalan bir psikopatın, güneşe ateş ettiğini de gördük. Bu olay sosyal medyada oldukça dikkat çekti ve gündem oldu. Sosyal medya canavarları, sıcakların başladığı günlerde kendi aralarında hala aynı espriyi yapıyor.
***
Biz çalışanların yıllık izin günleri de geldi çattı. İş arkadaşları aralarında, ‘bu yaz nereye gitsem acaba?’ diye konuşmaya, plan yapmaya çoktan başladılar. Uzun bir çalışmanın ardından ailecek şöyle güzel bir tatil yapma hayali kuruyoruz. Kim istemez ki?
Ama nerdee?
Adana’mızda Yumurtalık-Karataş gibi sahil boyu uzanan, uçsuz bucaksız denizlerimiz var. Fakat daha biz oralara bile gidemiyoruz. Bırakın burnumuzun dibindeki tatil beldelerine gitmeyi, 45 dakikalık mesafedeki Mersin’e de gidemiyoruz. O yüzden Bodrum, Çeşme, Alaçatı, Marmaris, Kuşadası vs. gibi turizm cenneti olarak adlandırılan yerlere gitmek zaten hayal bizler için. El âlemin tatillerini anca televizyonlarda görüyoruz. Oysaki onlar da insan, biz de...
Nedir bu adaletsizlik diye düşündüğümüzde ise, iç sesten bir uyarı gelir; “Otur oturduğun yere. Tatil senin neyine? Paran yok paran!”
Kurduğumuz hayallere kimsenin bir şey demesine hacet kalmıyor. İçimizdeki ses zaten bize karşı çıkıyor.
Yani hayal dahi kuramıyoruz!
İnsan bazen kendisiyle çelişiyor. Nasıl mı?
Sürekli akaryakıt şu kadar olmuş, mutfak tüpü bu kadar olmuş, kiralar aldı başını gitti, toplu taşımaya yine zam geldi, yakında ekmek 10 Lira olacak diye kara kara düşünen bizler, bir de tatil hayalleri mi kuracağız?
Saçma, çok saçma…
***
Hadi yine de tatile çıktığınızı hayal edin.
Küçük bir hesap yapalım isterseniz…
3 kişilik küçük bir aile…
Hazırlık yaptınız, bavulları tıka basa doldurdunuz ve yola çıktınız.
Yol parası (Otobüsle): Minimum 2 bin TL.
Otel veya pansiyon ücreti: Kişi başı (Günlük) en az 2 bin TL. (E, en ucuzu olacak elbet.)
Sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği derken; Günlük: 1000 TL. (Hadi yemekler de en ucuz yerden olsun.)
Mayosu, şortu, terliği, güneş kremi, abur cuburu, ıvırı zıvırı derken; Bunlara da 5 bin TL yazalım (bakınız, hâlâ en ucuz haliyle hesaplıyorum.)
Kaç gün kaldınız? Diyelim ki 5 gün.
Peki, ne kadar maaş alıyorsun?
Asgari ücret?
Asgari ücret ne kadar?
11.402 TL. (Henüz onu da alamıyorsun…)
Hadi hepsini göze aldın ve bir delikanlılık yapıp bankadan tatil kredisi çektin diyelim. 5 günlük tatil için 12-18 ay kredi ödeyeceksin! (Yapanlar çook.) Sizce de saçma değil mi?
Diyeceğim o ki; tüm dünyada olduğu gibi özellikle ülkemizde, her şey ama her şey zenginlere özel. Yemesi de içmesi de, evi de arabası da, gezmesi de tatili de zenginler için. Televizyonlarda çıkan tatil reklamlarını sakın ola üstünüze alınmayın. Onlar da zenginler için.
Yani kısaca her şey sınıfsal bu ülkede.
“E, biz ne yapacağız peki”, diye soracak olursanız;
Otur evinde Ya!