OSMANLI YİĞİDİNİN TOKADI 2

10 Haziran 2022 Cuma günü, 1. Bölümünü yayımladığımız yazımıza, kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Alfred Rüstem özür mözür dilemedi.
“Tamamen doğru olan sözlerim nedeniyle, niye özür dileyeyim, Amerikan gazeteleri Türk milleti hakkında yalanlar yazıyor” dedi.
Bu cevap bardağı taşıran damla oldu.
Derhal “istenmeyen adam” ilan edildi.
Derhal “ülkeyi terk etmesi” istendi.
Ekim 1914'te İstanbul'a döndü.

Dikkatinizi çekerim…
Yıl henüz 1914.
Osmanlı henüz dünya savaşına girmemiş, Çanakkale Savaşı henüz olmamış, Doğu'da henüz Rus istilası olmamış, Rus desteğiyle silahlı Ermeni isyanları henüz başlamamış, bir Ermeni'nin bile kılına dokunulmamış, ortada henüz tehcir mehcir yok.
Ama, Amerikan basını, Ermeniler katlediliyor diye yayın yapıyordu.
Amerikan basınının yalanlarını, basın yoluyla çürüten Osmanlı büyükelçisi Alfred Rüstem ise, Washington yönetimi tarafından “istenmeyen adam” ilan ediliyor, ABD'den kovuluyordu.

Dikkatinizi çekerim…
Henüz tehcir bile yokken, “soykırımcı” ilan edilmiştik!

Minare çalınmadan, kılıfına uydurmuşlardı.

Çünkü…

Büyükelçimiz Alfred Rüstem'i “istenmeyen adam” ilan eden ABD başkanı Woodrow Wilson'dı.
Kendisini “bağımsız Ermenistan'ın kurucu babası” ilan etmişti.
Türkiye topraklarını da kapsayan Ermenistan'ın sınırlarını bizzat ABD başkanı Wilson çizmişti.
Harita bile bastırmıştı.
Erzurum'u Van'ı Bitlis'i Sivas'ı Diyarbakır'ı Trabzon'u, Ermenistan'a dahil etmişti, mütevazı davranıp İstanbul'u bize bırakmıştı!
Bizim Amerikan mandacılarının kurduğu Wilson Prensipler Cemiyeti'nin Wilson'ı, işte bu arkadaştı!

Alfred Rüstem Bilinski'ye dönersek…
1914'te Washington'dan İstanbul'a geldi.
Bir daha diplomatik görev almadı.
1919'da memleket işgal edildi.
Bir saniye bile düşünmeden Anadolu'ya geçti.
Kuvayı Milliye'ye katıldı.
Sivas Kongresi'ne katıldı.
Ankara milletvekili oldu.
Vahdettin'in idam fermanınd,a Mustafa Kemal'le birlikte Alfred Rüstem Bilinski'nin adı da yeraldı.

Tarihi süreci bilmeyenler, Alfred Rüstem Bilinski'nin Kuvayı Milliye'nin beyin takımından bile önce, milli mücadelenin çekirdek kadrosundan bile önce, İsmet İnönü'den, Fevzi Çakmak'tan bile önce, idam fermanında yer almasını şaşırtıcı bulabilir.

Halbuki… Alfred Rüstem'i, Kuvayı Milliye'ye katıldığı için değil, ABD'nin soykırım yalanına direndiği için, Amerikan basınının soykırım yalanını Amerikan basınında çürüttüğü için, idam fermanına monte etmişlerdi.

İngilizler Vahdettin'in eline liste veriyor, o da listeyi Nemrut Mustafa mahkemesine vererek, hepsine idam cezası çıkartıyordu.
Mustafa Kemal'le birlikte Alfred Rüstem hakkında idam kararı veren Nemrut Mustafa mahkemesi, tehcir davasına da bakan mahkemeydi!

Sözde soykırımın düpedüz yalan olduğunun en önemli kanıtlarından biri, Alfred Rüstem Bilinski'dir.

(Kurtuluş Savaşı'ndan sonra bu asrın iftirasına karşı mücadelesini sürdürdü. “Türk-Ermeni Meselesi” adıyla kitap yazdı, İsviçre'de Fransızca olarak yayınladı. Türkçe'ye de çevrilen ve mutlaka bulup okumanızı önerdiğim bu kitabının önsözünde şunları söylüyordu…)

(“Kendi adımla kaleme aldığım bu kitabı, Türkiye'nin ve Türk halkının suçlu olmadığını ispat için yazıyorum. İhtirasların ağır bastığı Ermeni meselesinde, Ermeni komiteleri ve itilaf devletleriyle ilgili çok acı gerçekleri göz önüne seriyorum. Bu eseri bitirirken, yazdığım son sözü, burada bir kere daha tekrar ediyorum… Tarihe karşı bu yalan cinayetini işleyenler, tarihin akışını değiştirenler kendine gelmeli… Ermeniler lanetlerini Türk halkına değil, onlara yöneltmeli.”)

Sözde soykırım, temeli 200 yıl önce atılmaya başlanmış, emperyalist bir yalandır.

Tehcirden 20 yıl önce, ABD Senatosu'na “Türkleri kınama tasarısı” olarak getirilmiş bir yalandır.

Tehcirden 20 yıl önce, ABD Temsilciler Meclisi'ne “Türklere askeri müdahale tasarısı” olarak getirilmiş bir yalandır.

Tehcirden üç yıl önce, ABD basınında sahte mektuplarla “manşet” yapılmaya başlanmış bir yalandır.
Emperyalistlerin kimseyi sevdiği filan yok. Tüm dertleri, halkları birbirine düşürmek ve böylece sömürmek. Bu gün Ukrayna ve Rusya’ya da aynı senaryo uygulanıyor.
Dün de Osmanlı’ya, Ermeni’ye, Rum’a aynı şeyi yaptılar.

Şimdi de Kürt’e aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar PKK/YPG oyunu ile.
Suriye, Irak, Libya, Afganistan hepsi de birer Vietnam… bildiğiniz gibi…

SON SÖZ:’’DEVLETLER ARASI İLİŞKİLERDE, DOSTLUK OLMAZ. SADECE, ÇIKAR İLİŞKİSİ OLUR.’’