ORANTISIZ GÜÇ

Bilindiği üzere, 19 Ağustos 2020 tarihinde, İstanbul Kadıköy İlçesinde, vatandaşların maske takma yasağına uyup uymadığını kontrol eden, görevlilerden iki ‘Polis Memuru,’ denetim esnasında, R.B isimli kadın vatandaşı ve yanındaki kadın arkadaşını uyarmış ve Polisle vatandaş arasında bir hayli gergin anlar yaşanmıştı. R.B.’nin arkadaşının cep telefonu ile çektiği o anlar, hemen hemen bütün TV kanallarında gösterilmiş ve büyük infial uyandırması üzerine, İstanbul Valiliği, görevli iki ‘Polis Memurunu’ açığa almış, görevden uzaklaştırmıştı.

Ancak, aradan geçen iki günlük sürede, yine vatandaşlardan Polisler lehine gelen şikayet ve bu görüntülere göre (Görüntülere göre R.B. ifade vermek üzere, karakola götürülmesine, göz altına alınmasına, karşı çıkıyor. Polise mukavemet ediyor, kafa tutuyor, Polisi tekmeliyor, bağırıp çağırıp, Polise karşı geliyor.)‘’Polis nasıl görev yapacak?’’ sorusunun, sanırım baskı oluşturması nedeni ile o polisler göreve iade edilmiş…Ve bunun üzerine, İstanbul valiliği şu açıklamayı yapmış:

‘’İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, "Kadıköy ilçemizde 19 Ağustos 2020 tarihinde R.B. isimli kadının, gözaltına alınması sırasında yaşanan olay nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında, görevden uzaklaştırılan polis memurları, görevlendirilen ‘’muhakkik’’ görüşü doğrultusunda, göreve iade edilmiştir. Olayla ilgili adli ve idari soruşturma devam etmektedir" denildi.

Olay böyle… Neresinden bakarsanız bakın, tam bir toplumsal travma…

Bu travmayı değerlendirmeden önce, ‘MUHAKKİK’ kimdir? Ona bakalım…!!!

Muhakkik;

Kamu kurumlarında, en üst amir tarafından, belli bir konuda inceleme ve soruşturma yapmakla görevlendirilen kişi. Muhakkik, inceleme yaptığı konuda, ama ‘sadece o konuda’, kendisine görevi veren amirin tüm yetkilerine sahiptir. örneğin kaymakam tarafından görevlendirilen kişi, görevle ilgili olmak koşuluyla, kaymakamın astı olan herkesin ifadesini alabilir, yazıyla bilgi-belge isteyebilir. İncelemenin bitiminde bir rapor düzenlenerek görevi veren makama sunulur. Varılan sonuç ve kanaatler, bu raporda bildirilir. Üst makam da, bu raporu değerlendirir…Nitekim bu olayda da, ‘İçişleri Bakanlığı’ bir muhakkik tayin etmiş ve muhakkikin raporuna göre hareket ettiği anlaşılmıştır…

Gerek TV haber ve yorumlarında, gerekse gazetelerde köşe yazarları tarafından olay, enine boyuna tartışılmış, yorumlanmış ve kanaat bildirilmiştir.

Tam da İstanbul Sözleşmesinin gündemde olduğu bir dönemde, bu olayın vuku bulması da bir başka değerlendirme konusudur.

Ama işin özü; sanırım canımızı, namusumuzu, malımızı ,emniyet ve güven içinde yaşamımızı sağlayan, bu yaşamımızın teminatı ve garantisi olan, güvenlik unsurlarımızın ve bilhassa ‘Polis Teşkilatımızın’ görev esnasında karşılaştıkları zorluklar ve bunların üstesinde gelinmesi anında yaşananlardır…

İşte bu R.B. olayı da buna tipik bir örnektir. Vatandaşın görevi nedir? En genel tarifi ile ‘Yasalara’ uymaktır. Güvenlik unsurlarımızın görevi nedir? Yasaların verdiği, yetki ve sınırlar içerisinde görevini yapmaktır.

Bu olayda görevini yapmak isteyen polislere karşı bir direnme var. Mukavemet var. Tekme atma var. Bağırıp çağırma var. Yasalara ve görevliye karşı gelme var.

Bunu mazur görmek, bunu hoş görmek mümkün olabilir mi? Elbette olamaz… Olur dersek;

O zaman, şu soru karşımıza çıkar: ‘Güvenlik unsurları nasıl görev yapacak? Etkinliği ve caydırıcılığı olmayan bir polis, nasıl görev yapabilir? Bir yaptırım gücü, yaptırım dirayeti olmazsa, nasıl etkin olabilir?

Burada asıl sorun, polisi itibarsızlaştırmak olmamalı. Aksine, polisin görevini rahat yapabilmesinin yolları açılmalı…Yoksa çalışma şevki kırılan bir insan, içinden gelerek görev yapmaz, yapamaz. Bu insanın doğasına aykırıdır. Bilhassa güvenlik güçlerim iz için, ‘Moral ve Motivasyondur’, heyecanlı bir enerji içinde görev yapma aşkıdır. Siz bunu o görevlinin elinden alırsanız, bezginlik, yılgınlık, umutsuzluk, güvensizlik, gelecek kaygısı yapışır yakasına…

Öyle bir haleti ruhiye içinde, hiçbir güvenlik personeli, istenilen performansta ve verimlilikte görev yapamaz.

Vatandaşa gelince … Durumu tersinden ele alalım; vatandaş polisin daveti üzerine, itiraz etmeden, karakola gidip ifade verse idi, bu olaylar olur muydu acaba? Olaya bir de bu cepheden bakalım…

Ne vatandaşımız incinsin, ne de güvenlik unsurlarımız… Vatandaş da, güvenlik unsuru personellerimizde üzerine düşeni yapmalıdır.

Bu olay da güç kullanılmıştır. Daha iyi bir iletişim kurulabilir miydi? Vatandaş daha farklı bir yaklaşımla ikna edilebilir miydi? Başka yöntemler denebilir miydi? Bütün bunlar değerlendirilmeli …

Sonuç olarak; Vatandaş yasalara uymakla mükelleftir. Kimse keyfine göre, ben kurallara, yasalara uymam modunda olamaz, olmamalıdır.

Polisimiz de mecbur kalmadıkça, orantısız güç kullanmamalı ve vatandaşa karşı daha dikkatli yaklaşımlar sergilemelidir.

SON SÖZ: ‘’DEVLET, TOPLUMUN DÜZEN ve GÜVENLİĞİ İÇİN KLURALLAR KOYAR.’’