Onu bir de insan olarak düşünün (3)

Son iki yazımızda Özel İzmir Tevfik Fikret Okulu 9/B sınıfından üç öğrencinin; Atatürk’ün insani tarafını irdelemelerini anlatmış, kadına verdiği önemden söz etmiştik.

Oysa o, bütün bu değerlerinin arkasında gizlenen, utangaç, arif, duygulu, seçkin zevkleri ve sanat tutkusu olan, milyonların arasında yalnız yaşayan birisiydi.

Kimi zaman acı, kimi zaman özlem çeken, kimi zaman ağlayan, kimi zaman pişmanlıklarla sarsılan “bir yalnız adam”dı.

Bazen bir çocukla gülen, köpeğiyle dertleşen, atıyla yalnızlığını paylaşan bir adamdı.

Milyonların sevdiği ve imrendiği bu adam gerçekten yalnız mıydı?

Devrim yapan her lider, biraz yalnız değilmidir aslında?

Halkından hiç kopmayan, onlarla arasında perde olmasın diye, koruma bile kabul etmeyen bir yönetici nasıl yalnız olabilirdi?

Çiftlikten tohum almaya gelen köylülerle konuşan, şakalaşan bir halk adamı yalnız olabilir miydi?

O, değil yaşarken, öldükten sonra bile hiç yalnız kalmadı.

Norveç’lilerin “Atatürk Gibi Olmak” diye bir deyimlerinin; tüm Dünya’da “Atatürk Çiçeği” diye bilinen bir çiçekleri olduğunu belki de bilmeyeniniz vardır.

Yunan Başkomutanı Trikopis, her Cumhuriyet Bayramı’nda, Atina’daki Türk Büyükelçiliğine giderek, Gazi Mustafa Kemal’in resminin önüne geçip saygı duruşunda bulunurmuş.

Düşmanlarının bile saygı gösterdikleri ulu bir devlet adamı yalnız olabilir mi hiç?

Haiti Cumhurbaşkanı, mezar taşının üzerine “Bütün ömrüm boyunca, Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm” cümlesinin yazılmasını vasiyet etmiş ve bu vasiyeti de yerine getirilmişti.

Bu vasiyet bile Ata’mızın hala yaşadığını ve yalnız olmadığını kanıtlamaya yetmez mi?

Ne yapmak istediğini çok iyi bilirdi o.

Adaletliydi.

Başkalarını dinlerdi.

Bir defasında; gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanan ve bu yüzden de kendisine söven bir köylüyü tutuklayıp yargılayanlara “Bırakın o adamı, onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin” deyip, serbest bıraktırmıştı.

Hoşgörülüydü.

Bilet almadan yolculuk yapan ve bunu mebus ayrıcalığı olarak gören milletvekillerine kızar ve onları ayıplardı.

Toplantılarda sık sık görülmezdi, ama toplantıları kendi yaratırdı.

Bir halk toplantısında kendisine “Paşam, size diktatör diyorlar ne dersiniz?” sorusunu yönelten gence “Ben diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın” yanıtını veren Sarı Paşa, aynı zamanda akıllı ve hazırcevap bir yöneticiydi.

Türk Ulusu’nun Ata’sı, kurtarıcısı, kahramanı, Cumhuriyetin mimarıydı.

Milyonlarca seveni, uğruna öleni, yoluna baş koyanı vardı.

Ömrünü ulusuna adadı.

Özel yaşamında hep ıssızlığı yaşadı.

Aşklarını içine gömdü.

Baba olamadığı için çok üzüldü.

Bedevi bir falcının kehanetini 26 yıl içinde sakladı ve ondan çok etkilendi.

Cumhurbaşkanlığının 15 yıl süreceğini ve ne zaman öleceğini çok iyi biliyordu.

(Devam edecek)