Maalesef ki son günlerde içimizi yakan orman yangınlarını çaresiz bir şekilde izliyoruz. Özellikle Karabük ve Bursa yangınlarının kontrolden çıkması ve yerleşim yerlerini sarması bir yandan mücadeleyi arttırırken diğer yandan da aslında umutları da tüketiyor.
Yangın karşısında verilen büyük bir emek büyük bir mücadele var. Ancak insan gücü ile yapılan müdahaleler ne kadar büyük ve ne kadar yoğun olursa olsun belli bir yere kadar oluyor. Burada yangına direkt temas edecek olan, insanların erişemeyeceklerin noktalarda direkt nokta atışı yapacak olan uçaklara ihtiyacımız var.
Özellikle son 4 yıldır tecrübe ettiğimiz üzere orman yangınları coğrafyamızın bir kaderi olmuş durumda. Yaşanan iklim değişiklikleri neticesinde artan sıcaklık değerleri aynı zamanda da bilerek ve isteyerek ormanları yakanların varlığı neticesinde ülkemiz son 4 yıldır yaz mevsiminde yangınlarla boğuşuyor. Önümüzdeki yıllarda da maalesef ki bunları yaşayacağız gibi duruyor. O nedenle ülkemiz en önemli önceliği geçim derdinin yanı sıra yaz mevsiminde yaşanan bu orman yangınları olmalı. Orman yangınları ile mücadele için düzenli bir plan program, daha profesyonel ekipman ve uçaklar yangınlara anında müdahale için hazır halde olmalı.
Son yıllarda yaşadığımız yangınlar gösterdi ki, bu alanda ciddi bir seferberlik şart. Erken uyarı sistemlerinin yaygınlaştırılması, yangına ilk müdahale süresinin kısaltılması, eğitimli ekiplerin artırılması ve halkın bilinçlendirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluk. Ayrıca, caydırıcı cezaların uygulanması da bir başka önemli adım.
Bununla birlikte, ormanların sadece yangın anında değil, yıl boyunca korunması gerektiğini unutmamalıyız. İzinsiz yapılaşmalar, kaçak kesimler ve tarım alanı açmak için çıkarılan kontrollü yangınlar doğaya ihanettir. Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir ormancılık politikaları geliştirilmesi elzemdir.
Hükümetler, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler olarak hepimize düşen sorumluluklar var. Bu mücadele bir kişinin, bir kurumun değil; hepimizin meselesi. Çünkü yanan her ağaçla birlikte sadece doğa değil, insanlık da biraz daha yoksullaşıyor.
Ülkemiz, doğal güzellikleriyle övünürken en büyük zenginliğini, ormanlarını korumakta zayıf kalıyor. Her yıl binlerce hektar ormanlık alan, göz göre göre yok oluyor. Sadece ağaçlar değil; sincaplar, kuşlar, böcekler ve toprağın sessiz sakinleri de yok olup gidiyor. Yangın sonrası geriye kalan şey sadece küller değil, insanlığın doğayla bağının biraz daha zayıfladığı bir dünyadır.
Artık bahane üretme zamanı değil. Artık “geç kaldık” deme lüksümüz yok. Önceliğimiz, ne yaz turizmi ne yeni projeler ne de betonlaşmaya açılan yeşil alanlar olabilir. Önceliğimiz orman yangınlarıyla mücadele olmalıdır. Çünkü orman, bizimle birlikte nefes alan bir canlıdır. Ve biz, onu kaybettikçe kendimizden bir parça daha yitiriyoruz.
Yangınlara karşı alınabilecek önlemler belli. Eğitimli ekipler, güçlü hava filosu, erken uyarı sistemleri, caydırıcı yasalar… Ama bunların hepsinden önce gelen bir şey var: farkındalık ve sorumluluk. Her birey bu mücadelenin bir parçası olmalı. Piknik yapan da dikkat etmeli, çiftçi de, belediye de, yasa koyucular da. Çünkü küçük bir kıvılcım, koca bir hayatı yok edebilir.
Ayrıca yangınlar söndüğünde iş bitmiyor. Yanan alanları imara açmak, doğayı ticarete kurban etmektir. O alanlar yeniden yeşertilmeli, dokusu bozulmadan doğaya emanet edilmelidir. Aksi takdirde, sadece ormanlar değil, vicdanlarımız da kül olur.
İnsanlar, hayvanlar kısacası tüm canlılar hepimiz bir ağacın gölgesine muhtacız hepimiz. Ormanlar sadece doğanın değil, insanlığın da ortak mirasıdır.
Onları korumak, bize düşen en kutsal görevlerden biridir.