Yıl 2007… Hava ayaz mı ayaz! Tabiri caizse iliklerimiz donuyor. O biçim soğuk hani. Adana, belki de o yıl tarihinin en soğuk Aralık ayını geçiriyor. Bende yeni motosiklet almış, ‘aslanlar’ gibi dımdızlak yollarda cirit atıyorum. Delikanlıyım ya; üstümde ne bir mont, ne de ceket! Zemheri soğukta, üstelik akşam vakti bağrı açık motosiklet sürüyorum. E, vücut ne kadar dayanır? Öksürük, hapşırık, ateş, baş ağrısı, kırgınlık, salya sümük... Eve vardığımda hepsi birden baş gösterdi.
***
Eşim, “ Buz gibi olmuşsun. Gözlerin kan çanağı. Ateşin de var! Bak üstünde de bir şey yok. Geç uzan şöyle, üzerine bir battaniye örteyim. Şimdi bir çorba yapar, sıcak sıcak içersin. İlaç içer, uyursun. Sabaha bir şeyin kalmaz.” Bıdı bıdı bıdı…
Ben ise hala erkekliğe laf söyletmiyor, “İyiyim iyi. Bir şeyim yok.”
Fkat vücudumda ağrımadık yer yok, kafamı kaldıramıyorum. Birkaç saat sonra, sol yanıma bıçak gibi bir ağrı saplandı. Yok böyle bir acı! Nefes aldıkça, öksürdükçe ağrı şiddetleniyordu. Evliliğim ilk ayları ve eşim ilk defa beni bu halde görüyor. Hastalandığıma mı yanayım, düştüğüm aciz duruma mı?
Ateşim yükselmiş, uykumda sayıklamaya başlamışım. Başucumdaki eşim ne yapacağını şaşırmış. Gecenin 11:30’u, telaşla 112’yi arar, çok geçmeden ambulans geldi. Yarı baygınım.. Gözümü bir açtım, hemşirenin biri tansiyonumu ölçüyor, diğeri serum takmak için kolumda damar arıyor. Serum bittikten sonra kendimi daha iyi hissettim, anında uyumuşum. Birkaç saat sonra yine müthiş bir acıyla uyandım, gece yarısı 2:30 falan. Bu sefer eşim son çare ailelerimize haber verdi. Kalabalık ailenin yararını ilk defa o zaman anladım. Sahipsiz olmadığını hissetmek mutlu ediyor insanı.
Ablam, “112’yi aradım, birazdan ambulans gelir. Kardeşim güçlüdür, korkmayın!” diyor, fakat gözündeki korkuyu ve telaşı görebiliyordum. Diğer ablam ise ağlayan eşimi sakinleştirmeye çalışıyor, korkmaması gerektiğini söylüyordu. Çok geçmeden ambulans geldi, bu sefer hastaneye götürdüler. Beni tekerlekli sandalyeye oturttular. Hemen ağrı kesici iğne yapıldı, ardından akciğer filmi çekildi ve gözlem odasına aldılar. Tek gözümü açabildim, başımda 10 kişi var. Herkes dua ederek teselli etmeye çalışıyor. Çok geçmeden film sonucu geldi ve doktor; “Hastamızı birkaç gün misafir edeceğiz.”
Eşim, ablalarım, ağabeylerim korkuyla sordular; “Hayırdır doktor bey! Hastamızın nesi var?”
Böyle durumlara oldukça alışık olan doktor soğukkanlı; ”Korkacak bir şey yok, zatürre olmuş!” dedi. Ne, Zatürre mi!
***
Hemen tedaviye başlandı. İğneler, ilaçlar, serumlar derken yavaş yavaş kendime gelmeye başladım. Normalde hastanede 5-6 gün yatmam gerekirken, sadece 1,5 gün kaldım. Çünkü orda kalsaydım daha da hasta olacağımı ve asla iyileşemeyeceğimi düşündüm. Ağrılarım nihayet son bulmuş, kendimi biraz daha toparlamıştım.
Bir an olsun başımdan ayrılmayan ağabeyime alttan alta, gizlice “Kurban olayım abim, çıkar beni bu hastaneden!”
Ağabeyim ise, “saçmalama, olmaz öyle şey! Zatürresin, tedavi görmen şart. Mümkün değil!”
Ama ben ısrarla çıkmak istediğimi, hastanede kendimi daha kötü hissettiğimi söyledim. Sonunda doktor, ‘kendi isteğiyle ayrılıyor’ kâğıdı imzalattı ve ancak o şekilde taburcu olabildim. El ayak çekilmiş, artık evimizde başhemşiremle baş başaydım. Evde tam 12 gün tedavi gördüm. Günde 3 iğne, hepsinde de eşim refakatçı oluyordu. İlaç saati, iğne vakti, hasta yemekleri derken…
Hastalığı atlatmış, bir an önce raporumun bitmesini, işimin başına geçmeyi çok istiyordum. Çocukluğumdan beri çalışmaya alışık olduğumdan, evde 12 gün geçirmek bildiğiniz zulüm oluyordu. Hele başınızda bir de başhemşire varken, laf aramızda hiç çekilmiyor. Televizyon izlemek, internette takılmak, gazete okumak, bilgisayar oyunları kesmiyordu. Can sıkıntısından patlama noktasına geldim. Çalıştığımız dönemlerde Of’layıp, Puf’layıp, şikâyet etmenin yersiz ve anlamsız olduğunu anlıyor insan.
Başımıza gelmediği sürece maalesef sağlığımızın kıymetini bilmiyoruz. Bakınız, zatürrenin üstünden kaç zaman geçti, lakin insan çektiği acıyı da, sıkıntıyı da unutmuyor. Demem o ki; siz, siz olun sağlığınınız kıymetini bilin. E, boşa dememişler; ‘Önce Sağlık’ diye. Sağlıcakla kalın…