OĞUZ TÖRESİ ve CUMHURİYETİN DOĞUŞU 2

Böylece Oğuz Türk geleneği olan Seymen Alayı yine bir “Kızılca Gün” de düzenlenmiş ve yurdun dört bir yanından gelen temsilciler ile Türk milleti kendisini bu “Kızılca Gün”den kurtaracak lideri seçmiştir…Seğmen Alayı işte böylesine önemli bir olaydır.
Bir Türk Devleti parçalanıp, yıkılırken, binlerce yıldan bu yana, var olan, asla öldürülemeyen ve yok edilemeyen Türk Milletinin sönmez ateşi Oğuz Töresi, “Seymen Alayı” Ankara ili, ilçeleri ve köylerinde bulunan Oğuz Boyları ve binlerce Oğuzun katılımı ile yeni bir devletin temellerini atmıştır.
48 KURUŞLA DEVLET NASIL KURULDU?
“Ağır bir yokluğun olduğu o günlerde, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Ankara’ya gelişlerinin ilk haftasında önderliğini Müftü Mehmet Rifat BörekçiEfendi’nin yaptığı bağış toplama faaliyetlerinin sonucunda, Ankaralılar 46500 Lira toplayıp Heyet’e teslim etti. Ayrıca, Rifat Börekçi Efendi, kendisi ve eşi için cenaze ve defin masraflarını karşılamak üzere muhafaza ettiği 1000 Lira’yı, Mazhar Müfid’e (Kansu) teslim etti.
Bu olayı Mazhar Müfid (Kansu) şöyle anlatır: “Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı… (M. Kemal Paşa bankalardan ve şahıslardan borç para almayı kabul etmemiştir.) Yarı geceye kadar hep düşündük. Para tedariki hususunda bir karar ve neticeye vasıl olamadık… “Hele bakalım, sabah olsun, yine düşünürüz.” sözleriyle odalarımıza çekildik… Gece düşünmekten uyuyamamış olduğumdan, yatağımda istirahat halinde iken kapı vuruldu. İçeriye giren zat Müftü Efendi’nin (Mehmet Rifat Efendi) geldiğini söyledi.
Eyvah, şimdi Müftü Efendi’ye kahve ısmarlamak lazım. Kahve var, ama şeker yok. Benim iki parça şekerim var, onu da masanın gözünde saklamışım. Ya şekerli kahve içerse… Ya sigara da vermek lazım gelirse… Çünkü şeker çok pahalı idi. Herkes kendi şekerini tedarik edecek, emri verilmişti. Ne ile tedarik edecekti? Kimde para vardı ki?.. Paşa’ya haber veriniz, dedim. Paşa size gönderdi, Paşa ile görüştüler. Peki, buyursunlar…
Müftü Efendi odama girdi. Ortadaki yuvarlak ve küçük masanın kenarında bir iskemleye oturdu. Müftü Efendi, zannıma göre kahve içmezsiniz, değil mi? Evet içmem. Sigara? Onu da kullanmam. Halbuki kahve içerdi. Biz buna meydan vermemek için sualde bulunduk. Müftü Efendi derhal vaziyeti anladı ve “içmem” dedi. (Tebessüm ederek): Sizin sıkıntıda olduğunuzu öğrendik. Az da olsa yardımda bulunmayı vazife bildik. Bundan bir şey anlayamadım. (Yatağımın karşısında duran küçük kasayı göstererek) paramız var, dedim. Halbuki kasa mevcudu 48 kuruştan ibaretti. Müftü Efendi bu sözümü dinlemedi.
Cübbesinin altından bir torba çıkardı. İçindeki kağıt paraları saymaya hazırlanıyordu. Müftü Efendi, teşekkür ederiz. Evvela Paşa ile bu hususta görüşseniz iyi olur, dedim. Görüştüm. Kasa Mazhar Müfit Bey’dedir, ona veriniz, dedi. Pekala. Müftü Efendi birer birer saymağa ve masanın üzerine koymağa başladı. Yüz, iki yüz, beş yüz ve nihayet tamam bin lira (kağıt para) saydı. Ben de yataktan kalkarak paraları aldım ve kasaya koydum…
Muhterem Müftü çıktı, gitti. Ben de paranın miktarını derhal Mustafa Kemal Paşa’ya haber vermek üzere odamdan çıktım. Paşa’yı odasının kapısının önünde bir habere intizar eder (bekler) vaziyette gördüm. “Ne kadar?” dedi. “Bin” dedim. Odasına girdik. Gördün mü, akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu hatıra gelir miydi! Allah bize yardım ediyor, dedi…Müftü Efendi’nin getirdiği bu parayı memleketin eşrafı aralarında toplamışlar…
Mehmet Rifat Efendi’nin Millî Mücadeledeki asıl anılması ve Milletçe minnet ile yad edilmesi gereken hizmeti, Millî Mücadelenin doğru ve bu mücadeleye katılmanın her Türk üzerinde bir borç olduğu yönündeki fetvasıdır.”
“Türkler mülteci olarak başka ülkelere göç etmeyen tek millettir. Türkler savaş çıkarsa ya olduğu yerde kalıp can verir, ya da sancağı dikip yeni bir devlet kurar.” (Prof. Dr. İlber Ortaylı)

Yarın devam edeceğiz…