Öğretmenim ‘Canım Benim…’

Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Öğretmenlerimiz; kıymetlimiz, başımızın tacıdır.. Unutmayalım ki; devletin en üst kademesinden tutun da, hâkiminden avukatına, doktorundan mühendisine kadar herkesi yetiştiren, eğiten, okuma yazma öğreten öğretmenlerimizdir.

Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Öğretmenlerimiz; kıymetlimiz, başımızın tacıdır.. Unutmayalım ki; devletin en üst kademesinden tutun da, hâkiminden avukatına, doktorundan mühendisine kadar herkesi yetiştiren, eğiten, okuma yazma öğreten öğretmenlerimizdir. Yani öğretmenlik bir meslek değil, bir adanmışlıktır. Evlatlarımızı gözü kapalı emanet ettiğimiz öğretmenlerimize; ‘Önce Allah’a, sonra size emanet öğretmenim!’ deriz. İşte biz bu kadar güvenir, bu kadar severiz öğretmenlerimizi.

Bizim dönemimizde öğretmenlerimize öyle saygı duyar ve öyle korkardık ki, okulda ne olursa olsun kesinlikle ailemize anlatmaz, anlatamazdık. 

Çünkü bilirdik ki biz suçluyduk!

Öğretmenlerimize karşı saygımızdan, terbiyemizden asla ödün vermezdik.

Şimdiki zamanla, bizim zamanımızdaki öğrenci-öğretmen ilişkisini anlatmama gerek yok sanırım! Çünkü o güzelim günlerin ardında yeller esiyor...

Velilerin okul basmasından tutun da, saygıdeğer öğretmenlerimizi darp edecek kadar kötü dönemlerden geçiyoruz.

Evlatlarımızın üstünde onca emeği olan, anne-babasından bile daha çok ilgilenen öğretmenlerimiz biraz olsa da saygıyı hak etmiyorlar mı?

İşte tam da bu noktada bir öğretmenin, öğrencisinin yapmış olduğu hatayı nasıl bertaraf ettiğini, kimselere çaktırmadan nasıl da olayı çözdüğünü kısa bir hikâye anlatmak isterim. Sosyal medyadan okuduğum, yaşanmış bir olayı siz değerli okurlarımızla paylaşmak isterim. Yapmış olduğu hatayı, sınıf arkadaşlarına mahcup olmaması için uygulamış olduğu yöntem takdire şayan.

Dilerseniz lafı daha fazla uzatmadan...

İşte o hikâye…   

***

Fakir öğrencilik yıllarımızdı...

Bir gün arkadaşlarımızdan birisine babası çok güzel bir kol saati satın almış.

Arkadaşımız bu saatle okula geldi. Hepimiz saati çok beğendik.

Düşündüm de; benim asla böyle bir saatim olmayacaktı ve bu saat benim olmalıydı. Nefsime hâkim olamadım ve saati çaldım, cebime koydum.

Arkadaş saatinin çalındığının farkına vardı, fakat kimin çaldığını anlayamadı. Öğretmenimize durumu anlattı.

Öğretmen, “Saati kim çaldıysa çıkarsın, sahibine versin” dedi.

Bu benim için hayatımın en utanç verici anıydı. Pişman olmuştum, ama söyleyemedim.

Bu durumda öğretmen farklı bir yöntem izledi.

Hepimizi tahtaya dizdi ve gözlerimizi kapattırdı. Ceplerimizi teker, teker arayarak saati buldu. Cebimden çıkartarak gerçek sahibine verdi.

Sonra hepimiz gözlerimizi açtık.

Yakalanmıştım ve kalbim duracak gibiydi. Herkes artık bana hırsız diyecekti..

Lakin öğretmenim bana hiç bakmadan derse devam etti. Olay orada sessizce kapandı.

***

Yıllar geçti, ben de öğretmen oldum ve bir gün bu öğretmenimle karşılaştım.

Kendisine; “Saati çaldığım halde bana bir kelime etmeden, yüzüme bile bakmadan olayı kapattınız. Daha sonra da hususi konuşup ikaz da etmediniz, beni hiç incitmediniz. Neden böyle bir şey yaptınız?” diye sordum.

O da bana hayatımda unutamayacağım şu cevabı verdi;

“ O sen miydin? Siz gözlerinizi kapattığınızda ben de gözlerimi kapattım…”

Ee, geriye; ‘Öğretmenim canım benim…’ demekten başka bir söz kalmıyor...

Sağlıcakla kalın…