NESİLLER ve ÇOCUKLAR 6

Nesiller ve Çocuklar başlığıyla kaleme aldığım yazı dizisinin, sonuna yaklaşıyoruz. 7 no’lu yazı ile sonlandıracağım. Sanırım maksat hasıl oldu. Hayatın bazı gerçekleri var ki; yaşamın her döneminde geçerliliğini korur.

İşte eğitim konusu, bu gerçeklerin başında gelmektedir. İnsanoğlu var olduğundan beri ömrü, öğrenmekle, eğitilmekle geçmiştir. Yüce yaratıcı, öyle bir nizam tesis etmiş ki; her canlı doğar, büyür ve ölür. Elbette ki, doğumla ölüm arasındaki süreç ise, yaşamdır. Her canlı bu yaşam sürecinde evrilir. İnsanoğlu da, sürekli, tekamül ederek, yaşamını sürdürür. Öğrenir, eğitim görür, araştırır, sorgular, düşünür, tasarlar… Amaç, daima iyiye güzele doğruya yönelerek hep gelişmektir. Yaratılışın bir gayesidir bu. Hep iyi, hep gelişmiş, hep evrilmiş olmak… İlk insan topluluklarından, bugünkü modern topluma kadar olan süreçte, insanın ana gayesi bu olmuştur. Modern çağın, sosyolojik oluşumu aileden, toplumlara, Ulus ya da Millete olan varım da, nesillere yani çocuklara, yani, yarının gençlerine büyük görevler düşüyor… Bu görevler; önce ailede, sonra eğitim yuvalarında, sonra da çatısı altında yaşadığı ülkenin yasal ve etik değerleriyle donanarak sürüp gidiyor. Aile ve devlet organizasyonu şüphesiz ki, son derece önemlidir. Çocukların gençliğe adım atışı, şekillenmeye başlamaları, başlı başına bir süreçtir. Ve süreçte ailenin en büyük desteği, içinde bulunduğu toplum ve yasaların, etik değerlerin, gençlerimize sundukları imkân ve kabiliyetlerdir. Ailenin, toplumun ve devletin, üçlü olarak, ayrı ayrı sorumlulukları vardır. Burada hem yetiştirme, hem yönlendirme, hem de denetleme, kontrol en büyük faktördür. Çünkü, ülkenin geleceğini teslim edeceğimiz, bugünün çocukları, yarının gençleri, ülke geleceğinin teminatıdır, hangi yöne gideceğinin ya da hangi yönde gelişebileceğinin teminatıdır. Bu noktada, dünya üzerinde çok başarılı olmuş örnekler var. Doğu da ; Japonya, Güney Kore, Singapur, Tayland gibi ülkelerle, Batı da; Fransa, Almanya, İngiltere, İsviçre, İsveç, ABD, Kanada gibi ülkeler bu sorunu çözmüş. Onun içinde; ilimde, bilimde, teknolojide, tarımda, sanayide, turizm de, hizmet te, kısacası her alan da, dünyanın en gelişmiş, en müreffeh, en güçlü ülkeleri konumuna gelmişlerdir. Ekonomileri güçlü olan bu ülkelerin, AR-GE ve İnovasyon çalışmalarına olan destekleri, güçlerine güç katmaktadır. Çünkü, sürekli yenilikler ortaya koymakta, sürekli icatlar yapmaktadırlar. Daima diğer ülkelerin önünde yer almaktadırlar. En iyi okullar, en iyi üniversiteler, en iyi eğitim, öğretim kadroları, en iyi kütüphaneler, en iyi laboratuvarlar, en iyi AR-GE merkezleri, sunulan en iyi destek ve imkânlar, en iyi çalışma ortamları, en iyi araştırma geliştirme merkezleri, en iyi teknoparklar ve silikon vadileri, gibi, gelişmeye lokomotif olan tüm unsurlara sahip oluyorlar.

Bütün bunları sağlayan, aile-toplum-iş dünyası ve devlet ilişkisindeki düzgün ve istikrarlı ve devamlılık arz eden işleyiştir. Hâl böyle iken, tekerleği yeniden icat etmeye çalışmanın anlamı var mı? Bu modeller incelenir, ülkemize, değerlerimize göre revize edilir ve aynı sistemde uygulamaya konur. Elbette ki, akşamdan sabaha olacak bir durum değil. Bir süreç meselesidir. Sabırla bu süreci kalıcı kılmak lâzım. Hemen bir örnek verelim; Güney Kore, çok değil, daha 1950 yılında, savaşın içinde idi. Ve 1953 yılının Haziran ayına kadar süren savaşta, yandı, yıkıldı, kül oldu. 1953-2017. Aradan 64 yıl geçiyor … bu kısacık sürede, hem yaralarını sarıyor, hem de hafif sanayiden, ağır sanayiye, teknolojiden elektroniğe, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden bir oluyor. Bu arada da ; Samsung, LG, Hyundai, KIA Motors, Hankook, Lotte, KEPCO, KOGES gibi dünya ilk 100 ve ilk 500 büyük şirketi sıralamasına giren, 12 dev şirket var oluyor.

Şimdi düşünelim…!!! Biz ne vakit bağımsızlığımıza kavuştuk? 1923 diyelim. 2017- 1923 yani tam 94 yıldır bağımsız bir ülkeyiz. Üstelik Kore gibi Japonya gibi 1940’dan sonra savaş görmemişiz… Biri 64 yılda nereden nereye geliyor, biz 94 yılda nereden nereye geliyoruz?

Güney Kore, dünyanın 11’nci büyük ekonomik gücü olurken, biz halâ, 21 ila 22 sırada bocalayıp duruyoruz. Daha henüz bebek tabir edeceğim, 241 yıl önce derme çatma kurulan ABD’ye ne demeli? Nasıl oluyor da 241 yıl da dünyanın her yönden en güçlü ülkesi olabiliyor?

Keza, 2 dünya savaşından (1939-1945) yenik çıkan, her şeyini kaybeden Almanya ve Japonya’da bir başka çarpıcı örnektir.

Netice olarak; nesillerini, kaliteli, nitelikli, sorumluluk sahibi olarak yetiştiren ülkeler, bu dünyanın efendisi olmaya devam edeceklerdir.

Devam edecek…