Nerede o eski hoşgörü?

Benim ömrümün yeterek gördüğüm politikacılar içerisinde en hoş görülülerden birisi de Süleyman Demirel'di.

Sevgili Cem Boyner ile birlikte kurduğumuz Yenİ Demokrasi Hareketi (YDH) adına çıkardığımız ve benim Genel Yayın Yönetmeni olduğum "YDH'nın Sesi" Gaztesi'nin bir nüshasında çizdiğim karikatürü göstererek "Sayın Cumhurbaşkanım. Sizi karikatürize eden bu adamı yanınızda taşıyorsunuz" sözüne "Ama eyi benzetmiş" diyecek kadar tevazu sahibi idi.

Hoşgörüsü de genişti.

Geniş hoşgörüsüne bir örnek de aşağıdaki anekdot.

***

Demirel kürsüde konuşuyordu;

"Bana boşuna Barajlar Kralı demiyorsunuz. Çünkü Türkiye'yi barajlarla donattım... Şunu yaptım...Bunu yaptım...Köprüler yaptım. Onları yollarla birbirine bağladım...Fabrikalarla donattım memleketi"

Sessizlik içerisinde, ön sıralarda cılız bir ses dikkati çekti.

Orta yaşlı bir adam, ancak çevresinin duyabileceği yükseklikteki bir ses tonuyla;

"Bubanın parasıynan mı yaptın?" dedi.

Bir anda kürsün etrafı hareketlendi.

Polis, jandarma, zabıta ekipleri, hemen bu aykırı sese doğru harekete geçtiler.

Ancak; başbakan Demirel görevlilerin önünü keserek;

"Durun" dedi.

"Durun...Adam doğru bir şey sordu"

Sonra da protestocu adama bakarak konuşmaya başladı;

"Ülen..! Senin bubanla benim bubamın parasını üst üste koysak yine bu hizmetlere yetmez. Bu meydandaki herkes, bubasının parasını getirse,çuvalla koysak, o bile az gelir...Ben bu söylediğim hizmetleri milletin, yani sizin paranızla yaptım. Sizin verginizle.. Ama benden öncekiler sizin paranızla bile size hizmet yapmadılar, ben yapıverdim... Anladın mı?"

O anda ne oldu biliyor musunuz?

Protestocu adam, Demirel'i alkışlamaya başladı.

Hem de onu tasdikleyerek;

"Valla doğru söylüyon başbakanım. Allah senden razı olsun"

Siyaset işte budur.

Kendisini protesto eden vatandaşı, bir anda alkışlar duruma getirmek

Süleyman Demirel, bunu başarmış nadir politikacılardan biridir.

Süleyman Demirel, babası Yahya Çavuş ve annesi Ümmühan hanımla İslamköy'de baba evinde, baba evini basın mensuplarına gezdirirken girilen kerpiç odaya bir göz gezdirdikten sonra şöyle demişti;

"İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım..Elektrik yoktu. Gaz lambasıyla okur- yazardık. O şartlarda köy okulunu bitirdim.. Ortaokul yoktu. Kaydolduğumuzda Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik.

Sonra Afyon Lisesi...Eğer bana 'Cumhuriyet Nedir?' diye soracak olursanız, size cevabım şudur. Cumhuriyet benim işte. İslamköy'den çıkmış bir köylü çocuğunu Cumhurbaşkanı yapan Cumhuriyettir. Cumhuriyet budur.

Bunu büyük Atatürk'e borçluyuz?"

Günümüzde bu tür hoşgörülü politikacılara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Yanılıyor muyum?