Nerden nereye: Eskiden ve şimdilerde...

Şöyle geçmişe dönüp bir baktığınızda, şimdiki zamanla arada dağlar kadar fark olduğunu görmemek imkânsız. Gerek gelenek ve göreneklerimizin, gerekse o eski köklü saygı ve sevgi bağlarının şimdiki zamana nasıl yenik düştüğünü yaşayarak tecrübe ediyoruz.

"Nasıl mı?" diye soracak olursanız, buyurun hep birlikte bakalım…

***

Eskiden; çocuklar anne-baba sözü dinler, büyükler ne derse o olurdu.

Şimdilerde; anne ve babalar çocuklarının her isteğine "eyvallah" diyor, artık çocuklar koca koca insanları idare ediyor. Onlar ne derse o oluyor!

Eskiden; kız-erkek fark etmez, ergenlikten gençliğe kadar her türlü kararı ebeveynler alırdı. Evlilikten yuva kurmaya kadar tüm ciddi adımlar, anne-babanın oluru ve rızasıyla atılırdı. Şimdilerde; gençler sonu ne olursa olsun kendi kararlarını kendileri alıyor, işin sorumluluğunu ve faturasını ise yine anne-babanın sırtına yüklüyor.

Eskiden; evlilik çağındaki gençler büyüklerinin karşısında boyun büker, "Siz ne derseniz o olur" derdi.

Şimdilerde; "Hayat benim, benim özelim! Ne annem, ne de babam hiç kimse hayatıma burnunu sokamaz!" çığırtkanlıkları yükseliyor.

Eskiden; hamile bir kadının bebeğinin cinsiyeti, aşerdiği tatlıya ya da tuzluya bakılarak tatlı bir heyecanla tahmin edilirdi.

Şimdilerde; pembe veya mavi balonların patlatıldığı, gösterişli "cinsiyet partileri" yapılıyor.

Eskiden; anne-baba olmak, evlat yetiştirmek muazzam bir duyguydu. Üç beş çocuk olduğunda "Allah rızkını verir" denir, şükredilirdi.

Şimdilerde; "Bu ekonomik koşullarda çocuk yapmak tamamen delilik, hayatta işim olmaz" ya da "Ben kariyer yapacağım, çocuk yapıp da vücudumu bozamam" cümleleri havada uçuşuyor.

Eskiden; bebelerin elinde biberon veya oyuncak olurdu.

Şimdilerde; daha yürümeyi bilmeyen çocukların elinde tabletler, bilgisayarlar, cep telefonları var.

Eskiden; çocuklar öğretmenlerine karşı son derece kibar ve saygılıydı; saygıyla karışık tatlı bir korku duyarlardı.

Şimdilerde; "Sen benim babamın ne iş yaptığını biliyor musun? Bırak dokunmayı, bana laf bile edemezsin! Bizim vergilerimizle maaş alıyorsun, haddini bil hoca!" hadsizlikleri duyuluyor.

***

Eskiden; baba eve geldiği zaman çocuklar kapıda sıraya girerdi. Biri ceketini alır, biri terliğini uzatır, diğeri hemen bir yorgunluk çayı ikram ederdi.

Şimdilerde; baba eve geldiğinde yattığı yerden istifini bozmayan, ayaklar havada "Hoş geldin babiş" diyen ya da odasından saatler sonra çıkıp "Aaa babiş, sen ne zaman geldin?" diye umursamaz tavırlar sergileyen bir nesil var.

Eskiden; ev hanımları, "Bey, bugün ne yemek yapayım? Canının istediği bir şey varsa söyle onu pişireyim. Sen evimizin direğisin" derdi.

Şimdilerde; "Bugün canım yemek yapmak istemiyor, dışarıdan sipariş verelim. Her gün her gün yemek yapmaktan bıktım usandım!" sitemleri yükseliyor.

Eskiden; erkekler, "Hanım, annemler gelecek. Onları güzel ağırlayalım, sevdikleri yemekleri yapalım. Aman hürmette kusur etmeyelim" diye rica ederdi.

Şimdilerde; "Annenin babanın gelmesini istemiyorum. Bizim hiç mi özel hayatımız olmayacak? Neredeyse her gün buradalar, sıkıldım artık! Evde yokuz de gitsin!" restleri çekiliyor.

Eskiden; bayramlar ailece, birlik ve beraberlik içinde geçerdi. Hısım akraba, konu komşu ziyaretleri eksik olmaz; bol sohbetli, muhteşem lezzetli sofralarda bayramın tadına varılırdı. Şimdilerde; "Aman, bayram da neymiş? Masraftan ve yorgunluktan başka bir şey değil. Kapat kapıyı, çalar çalar giderler. Kimsenin gelmesini istemiyorum, bırakın da biraz kafa dinleyelim" deniyor.

***

Yani diyeceğim o dur ki; kimse eski kafalı değil, kimse geçmişe takılıp da yaşamıyor.

Hiç kimse benim ya da bizim gibi düşünenleri hor görmeye, gerici ilan etmeye kalkmasın. Aslında insanı insan yapan, toplumu bir arada tutan o asıl değerler, maalesef taa o eskilerde kaldı.

Yoksa bana ne...

Ben gördüğümü yazar, tarihe notumu düşerim!