MUTLUMUYUZ

Bu güzel ifadeleri, siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim…
Mutluluk:
”Çok hoşsun güzelsin, gitme dur, benimle kal.!!!”
Mutluluk ve mutsuzluk nedir? İnsanı nasıl etkiliyor? Kimisi vizon kürküm yok diye hayıflanıp, kendisini mutsuz hissederken, bir diğeri de, bugün çay ve simitle karnımı doyurdum diye mutlu olabiliyor. Eski dönemlerde çok şeylerimiz yoktu belki, ama en küçücük bir olayda veya bir şey alındığında ne kadar mutlu olurduk. O gece adeta uyuyamazdık. Herkesin gönlünde bir aslan yatar mutlaka. Kimi insan kuruntuludur. Kimisi de hiç bir şeyden tat almaz. Velhasıl herkesin kendine özgü bir mutluluk anlayışı vardır.
Mutluluk insanın içini ısıtan, ışıklandıran bir şeydir zannımca. “İyi ki bugün yaşıyorum, sağlığım yerinde" dedirten bir şeydir diye düşünüyorum.
Kanının iyi dolaştığını, kalbinin gümbür gümbür attığını ve yoğun olarak yaşadığını hissettiren bir duygudur sanırım. Bence Temmuz sıcağındaki rüzgârda dalgalanan başakların sesi, yağmurdan sonrası toprak ve çimenlerin taze kokusu, sabah çiçeklerin üzerindeki çiğ damlası, kavurucu sıcakta içilen toprak testinin suyu. Yaşlı bir amcanın içten, yapmacıksız gülüşü, bir çocuğun korkusuzca attığı içten kahkahası…
Mutluluk özgürlüktür bir bakıma, bağlı olduğun zincirleri kırmaktır. Bulaşıcı olan korkuyu yenmektir belki de. Cesaretin de akıllıca olanıdır bu arada.
Mutluluk gelişmektir, sevmektir, âşık olmaktır. Özgürce kırlarda, bayırlarda yoruluncaya kadar koşmaktır. Mutluluk sabahın ilk ışıklarında nefes alıp vermektir, dokunmaktır, çok sevilene.
Mutluluk, razaki üzüm ve peynir tepsisi eşliğinde Bach dinleyerek kırmızı şarap içmektir.
Mutluluk, bir nevi onu gönülden arzu etmek ve içten isteyebilmektir. Ya da onun yollarını bir Marco Polo misali aramak ve bulduğun da derin bir oh çekebilmektir…
Mutluluk, Aşık Veysel’den bir türkü dinleyebilmektir. Gözünü yumduğunda Toroslarda yaylada geziyor olmak ve kaynak sularından kana kana içebilmektir. Çok zahmetli ve uzun bir yolculuk sonrasında kendini Machu Picchu’da bulmak ve kutsal suyundan içip farklı duygular hissetmektir. Nazım’ın mezarında “dört nala gelip, uzak Asyadan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim” diyebilmektir. Mutluluk Şiraz’da Hafız’ın mezarında Yahya Kemal’in “rindlerin ölümü” şiirini herkese dinletebilmektir.
Mutluluk, Ömer Hayyam’ın mezarı başında, ona saygılar sunmaktır. Orhun nehri kenarında otağ kurmaktır. Kültigin ve Tonyukuk’la beraber olmak, ilk Türk yazılarına ve balballara dokunabilmektir. Mutluluk, Tanrı dağlarında at koşturmaktır. Yemen çöllerinde dedemin senelerce bastığı topraklarda onun izini sürmektir. Mutluluk aramaktır güzeli , tarihe ve geçmişe değer vermektir, saygı duymaktır.
Mutluluk, çok güzel manzara karşısında, içten gelen hafif gülümseme eşliğinde huzur bulmaktır. Daha ne diyeyim. Kendini aramak, onu bulmak, velhasıl kendin olabilmektir.
Mutluluk önerilerine en iyi reçete hep aranmıştır, yazılıp çizilmiştir. Böyle bir reçete biliyorum dersem abartılı bir yaklaşım olur. Dahası ben hekimim, herkese bir reçete yazarım olur biter. Yani diyorum ki, herkesin mutluluk anlayışında farklar vardır, olmalı da. Bireysel hazlardan korunabildiğimizde, mutluluğu yakalamışsak bundan daha güzel bir şey olabilir mi ?...
Evet benim mutluluk anlayışım işte öyle bir şey. Tanrıma çok şükür sağlık ve afiyetteyim. Dostlarım arkadaşlarım var, yanımdalar. Gezebiliyorum istediğim yerleri. Özgürüm, yoksulluk ve cahilliğe çözüm arıyorum. Özgürlüğümüzü göz dikenlerle ölesiye savaşmak istiyorum. Hak ve eşitlikten yanayım.
Mutluluğu herkesin hakkı olan bir kavram olmanın yanında, işlevsel olarak da görüyorum. Kıymetini bilmek gerekir onun. Tam yakaladım, tutuyorum derken, bir anda yakalanamaz oluverir; sen de şaşırıp arkasında hayıflanıp, kalakalıverirsin öylece.
Mutluluk, çok yaklaştığında onu sıkıca sarıp, sarmalamak ister. Kaçırırsan bir daha yakalamayabilirsin. Elin bomboş öylece kalırsın. Bekle babam bekle. Mutluluk işte öyle bir şey. Mutluluk; yazılandan, çizilenden, ifade edilenden, anlatılandan daha çok yaşanılan, yaşatılan bir durumdur bence...

SON SÖZ:’’ MUTLULUK, KÜÇÜK ÇOCUKLARA HEDİYE ALMAK GİBİDİR.’’