5ocakgazetesi.com
İlk kez 1940 yılında yayımlanan eser, aradan geçen onlarca yıla rağmen günümüz insanını anlatmaya devam ediyor. Romanın merkezinde genç teğmen Giovanni Drogo yer alıyor. Mezuniyetinin ardından Bastiani Kalesi'ne atanan Drogo, kariyerinin başlangıcında bu görevi geçici bir durak olarak görür. Çorak bir çölün kıyısında, yıllardır düşman saldırısını bekleyen kale, ilk bakışta sıkıcı ve anlamsız görünmektedir. Ancak zaman ilerledikçe Drogo'nun hayatı, farkında olmadan bu bekleyişin içine hapsolur.
Babarları Beklerken
Tatar Çölü'nde görünürde büyük olaylar yaşanmaz. Savaş yoktur, kahramanlık yoktur, zafer yoktur. Hatta roman boyunca okur, beklenen düşmanın gerçekten var olup olmadığından bile emin olamaz. Buzzati'nin asıl anlattığı şey, insanın hayatını sürekli gelecekte gerçekleşeceğine inandığı "büyük an"a ertelemesidir.
Drogo sürekli aynı düşünceyi taşır: "Bir gün büyük savaş çıkacak." "O gün ben de kahraman olacağım." Bu umut, onun kalede birkaç ay daha kalmasına neden olur. Sonra birkaç ay, birkaç yıla dönüşür. Yıllar ise bir ömre...
Roman burada insan psikolojisinin en büyük paradokslarından birini gösterir: İnsan çoğu zaman mutsuz olduğu hayatı bile değiştiremez. Çünkü gelecekte her şeyin düzeleceğine inanmak, bugünü değiştirmekten daha kolaydır.
Bastiani Kalesi aslında insan zihnidir
Romanı yalnızca bir askeri hikâye olarak okumak büyük eksiklik olur. Eleştirmenlere göre Bastiani Kalesi, insan zihninin metaforudur. Dışarıdaki çöl ise bilinmezliği temsil eder. İnsan güvenli olduğu alanı terk etmek istemez. İşinden memnun değildir. Yaşadığı şehirden sıkılmıştır. İlişkisinde mutsuzdur. Hayatından tatmin olmaz. Ama yine de bulunduğu yerden ayrılmaz. Çünkü bilinmeyen, alışılmış mutsuzluktan daha korkutucudur.
Romanın asıl konusu zamandır
Tatar Çölü, aslında zaman üzerine yazılmış en etkileyici romanlardan biridir. Drogo, gençliğinde önünde sonsuz bir zaman olduğunu düşünür. Her yıl kendine aynı cümleyi söyler: "Biraz daha bekleyeyim." Ancak roman ilerledikçe okur fark eder ki zaman sessizce akmaktadır. Kimse yaşlandığını anlamaz. Kimse fırsatlarını kaçırdığını fark etmez. Buzzati, zamanı görünmez bir düşman gibi anlatır. Romanın en sarsıcı yönlerinden biri de budur. Çünkü gerçek düşman Tatarlar değildir. Gerçek düşman zamandır.
Albert Camus ve Kafka'nın izleri
Tatar Çölü, varoluşçu edebiyatın en önemli eserlerinden biri olarak değerlendirilir. Albert Camus'nün anlamsızlık düşüncesi, Franz Kafka'nın bürokratik çıkmazları ve Samuel Beckett'in Godot'yu Beklerken adlı eserindeki sonsuz bekleyiş duygusu, Buzzati'nin romanında farklı biçimlerde karşılık bulur. Ancak Buzzati'nin dili daha sade, daha sessiz ve daha melankoliktir. Roman bağırmaz. Okuru sarsacak büyük olaylar yaratmaz. Aksine, yavaş ilerleyen anlatımıyla okurun da Drogo gibi zamanın içinde kaybolmasını sağlar.
Kahramanlık arzusu mu, hayat korkusu mu?
Drogo'nun kalede kalmasının nedeni yalnızca görev bilinci değildir. O, aslında sıradan biri olmaktan korkmaktadır. Hayatının anlam kazanabilmesi için büyük bir olayın yaşanmasını bekler. Bu durum günümüz insanı için de oldukça tanıdıktır. "Daha iyi bir iş bulunca yaşayacağım." "Emekli olunca gezeceğim.""Biraz para biriktireyim." "Doğru zamanı bekliyorum." Hayat sürekli ertelenir. Oysa Buzzati'nin anlattığı acı gerçek şudur: Hayat beklerken geçer.
Ölüm, romanın kaçınılmaz finalidir
Romanın son bölümü edebiyat tarihinin en etkileyici finallerinden biri olarak kabul edilir. Drogo yıllarca beklediği savaş nihayet yaklaşırken artık yaşlanmıştır. Hastalığı nedeniyle kaleden ayrılmak zorunda kalır. Hayatı boyunca beklediği kahramanlık anı gerçekleşmek üzeredir ancak o artık bu hikâyenin dışında kalmıştır.
Buzzati burada oldukça sert bir gerçekle okuru yüzleştirir: Hayat, insanın planlarına göre işlemez. Bazı fırsatlar tam geldiğinde artık onları yaşayacak gücünüz kalmamış olabilir.
"Hayatınızı gerçekten yaşıyor musunuz, yoksa sadece büyük bir günü mü bekliyorsunuz?" Belki de Tatar Çölü'nün en sarsıcı yanı budur. Roman bittiğinde insan, Drogo'yu değil kendisini düşünmeye başlar. Çünkü Buzzati'nin anlattığı çöl, yalnızca Bastiani Kalesi'nin karşısındaki çöl değildir; çoğu zaman insanın kendi içinde taşıdığı, umutla korku arasında uzanan sonsuz bekleyiştir.