MİLLİ MÜCADELE VE KURTULUŞ

Bazan köşe yazmak için konu arıyorum. Bazan da yazacak öyle çok konu oluyor ki, hangisini yazsam diye sormak zorunda kalıyorum. Aslında gündemin kuyruğuna takılarak yazı yazmamaya çalışıyorum. Ama gündemde öyle konular oluyor ki, yazmamak, ilgilenmemek mümkün olamıyor. Örneğin bugün, önceki yazmış olduğum nato toplantısı konusuna devam etmek gerekir diye düşünüyorum. Ama bir Bakan'ın sözlerini geciktirmeden yazmak gerektiğini de biliyorum. Nedir o sözler? Kurtuluş Savaşı denmeyecekmiş. Ne denecekmiş Peki? Milli Mücadele. Aslında söz buraya kadar kalsa idi, ben de tereddüt edebilirdim. Gerçi bu sözleri söyleyen Bakan'dan Milli Mücadele adına pek olumlu bir tavır beklemiyorum ama, olsun ne de olsa bizim insanımız diyerek kafamda tartışabilirdim. O sözden sonrasına bir de baktım ki, ne bakayım! Koskoca Osmanlı varmış da nesinden kurtulmuşuz. Yapma yahu! Gerçekten özellikle son zamanlarda bütün düğmelere birden basıldığını görüyoruz da bu sözler zirve oldu. Daha hangi zirvelere tırmanacağız bakalım. Koskoca Osmanlı mı varmış? Bir süreden beri YouTube kanalımda Osmanlı'nın yıkılışı ile ilgili programlar yapıyorum. Keşke o Bakan bu programları izlese de, koskoca Osmanlı'yı bir görse. Nasıl bir anlayış, nasıl bir düşünce, nasıl bir kin, nasıl bir düşmanlık bitmiyor, bitmiyor ya! Her bilgiyi ortaya döküyoruz, her konuyu araştırıp, inceleyip anlatıyoruz, her yaşananları doğru ve samimi ölçülerle yazıyoruz, ama hayır öyle değil, doğrusu bizim dediğimiz diye kinle, nefretle, değişmez bir tavırla reddediyorlar, kabul etmiyorlar. Bundan başka ne yapalım artık diyeceğim ama öyle yağma yok. Elbette şartlar ne olursa olsun anlatacağız, yazacağız, aktaracağız. Çünkü biliyoruz ki, gerçek güneş gibidir, balçıkla sıvanmaz, bir gün mutlaka ışığını gösterir. Koskoca(!) Osmanlı, son yüz yılında, dönemin büyük devletlerinin arasında adeta yuvarlanan, oradan oraya savrulan bir durumda idi. Ekonomik olarak sömürge durumuna girmiş, siyaseten egemenliğini diğer ülkelere göre belirleyebilen bir durumda idi. Koskoca Osmanlı'dan kasıt, 17, hatta 18. Yüzyılın yarısına kadar ki Osmanlı'dan söz ediyor olsan, elbette doğruluğuna gövdemizi basarız. Çünkü, devlet bizim devletimiz, devlet Türk Milleti'nin sırtında kurulmuş, büyümüş ve ilerlemiş bir devlet. Neden büyüklüğüne, koskocalığına itiraz edelim? Ama, bırakın devletin kalıcılığını, Türk Milleti'nin adeta sonunu getirmek üzere bir görüntünün oluştuğu dönemden kurtulmayacaktık da ne yapacaktık? Beyler, ne Devleti, Millet bitmek üzere, Millet! Milli Mücadele Koskoca(! ) Osmanlı Devleti'nin artık kurtulamayacağını görenlerin, Milleti kurtarmak, Türklüğü yaşatmak için verilmiş bir mücadeledir. Çünkü, Milli Mücadele'yi veren kadrolar, Osmanlı Devleti'ni kurtarmak için çok uğraştılar, ancak olmadı, olamadı. Mondros'un imzalanması ile Osmanlı Devleti, resmen değil ama fiilen ortadan kalktı. O aşamadan sonra artık Osmanlı Devleti'nin devam etmesi mümkün değildi. Bunu gören irade, önce Türk Milleti'ni kurtardı ve sonra da O'nun Tam Bağımsız, Milli Devleti'ni kurdu. Konu budur, başka da bir şey değildir. Konuyu böyle gördükten sonra bu yaşananların adını değiştirmek nedir ki? Hatta, neden ki? Bir de neymiş, Vahdettin İngiliz gemisi ile kaçmamışmış. Hayret ki hayret! Vahdettin'in İngiliz gemisi ile gizlice kaçtığını sanki, Milli Mücadele'yi yapanlar söylüyor. Yahu, işi ayrıntıları ile anlatan ve yazanlar, zaten İngilizler. Gizli kaçışı bütün belgeleri ile anlatanlar zaten İngilizler. Siz ne diyorsunuz, anlamak mümkün değil. Aslında güzel bir vurgu var böyle konularda: Siz ne yiyor, ne içiyorsunuz, ben de ondan istiyorum. Bundan başla ne söylenir.

Yazıyı bitirmeden bir dipnot koymalıyım: Bir Bakan dediğim kişi, Yusuf Tekin'dir. Bağlı olduğu Bakanlık ise Milli Eğitim Bakanlığı'dır. Nasıl rahat, rahat hem Milli, hem de Eğitim diyebilirim ki!