Karataş'a vardınız.. Girişteki ışıklardan sağa döndüğünüzde Harbiş'e, sola döndüğünüzde de halk plajına gidersiniz..
Halk plajı, olanaklar ölçüsünde adam edilmeye çalışılıyor..
"Edilir mi, edilmez mi?" yaşayıp göreceğiz..
Harbiş'in durumu ortada..
Yazın ipini koparan orada.. Ayyaşı, berduşu, zerdüşü, kerdüşü orada.. Ne kadar işe yaramaz "zibil" varsa orada..
Olmayan kim?
"Adına Milli Emlak denen kurum."
Bu kurum neden orada değil?
Beklenen, istenen ve arzulanan adımları neden atmaz?
Kimden korkar?
Kimden çekinir?
Bu kurumun kendisi belli (!) ancaaaaaaaaak "yaptıkları" belli değil..
Anlaşılır dille dillendireyim;
-Bu kurumun "kuru bakışı" el arabasını doldurur ÇAP'ta.. Yapamadıkları ise adama saç baş yoldurur SAP'ta..
Sorular sorarsınız,
"Bize ne" tavrı gösterirler..
"Sorunu çözecek olan sizsiniz?" dersiniz..
Meseleyi, "İzmir Karataş’tan mı söz ediyorsunuz?" noktasına taşımaya çalışırlar..
"Harbiş Plajı bugün bu durumdaysa, müsebbip sizsiniz?" diye gürlersiniz..
Efendiler (!) yağmur yağacak endişesiyle meteorolojiyi arayacak pişkinlik gösterir..
Hal böyle olunca, bu işten Harbiş ve Karataşlılar büyük zarar görüyor..
İşi bilen var, bilmeyen var..
Birde o işi çok iyi bildiği halde "bilmezmiş" takılan var..
"Bilmezmiş" görünenler "taifesi" Milli Emlak denen kurumun "kendisi."
Yani; "Ha KEL Mahmut, ha Mahmut KEL."
İkisi "Mahmut" olduktan sonra,
NE FARK EDER.