Uzun bir zamandan beri yazmak isteyip de fırsat bulamadığım bir konu olan millî bakmak konusu son seçimle birlikte tam da artık yazma zamanı dememe neden oldu.
İnsanlar doğal olarak bir takım fikirlere, bir takım düşüncelere, bir takım görüşlere sahip olabilirler. Bu gerçek her zaman ve her yerde karşılaştığımız ve olağan karşıladığımız bir durumdur.
Ancak, fikir, düşünce ve görüş ileri sürerken bu fikir, düşünce ve görüşün bir alt yapısı olmalıdır. Alt yapısı sağlam olmayan görüşlerin etkili ve kalıcı olması pek mümkün değildir. Diğer bir ifade ile temeli sağlam olmayan görüşlerin havada kalması ister istemez kaçınılmaz olmaktadır.
Sağlam bir alt yapısı olmadan ileri sürülen görüşler, bir süre sonra o görüşü ileri süreni bile şaşkına çevirebilir.
Peki, sağlam bir alt yapı nasıl olmalıdır?
Sağlam bir alt yapılı görüş, konuları değerlendirirken millî bakan görüştür.
Millî bakmak ne demektir?
Kendi mensubu olduğu millete göre bakabilmek demektir. Türk, Türk gibi bakacak, Alman, Alman gibi bakacak vs.
Kişisel bakmak ortadan mı kalkacak?
Hayır!
Millî bakılacak konular ile kişisel görüş ve düşüncelerin konuları birbirinden ayrıdır.
Bu nedenle, millî bakmak, kişisel fikir ileri sürmeye engel değildir.
Millî bakılacak konular, toplumun bütününü ilgilendiren konulardır. Diğer bir ifade ile söyleyecek olursak; millî bakılacak konular, toplumsal anlamda değerlendirme yapılacak konulardır.
Biliyorum, kişisel ve toplumsal konuları içerik olarak birbirinden ayırmak zordur. Bu edenle, Toplum Bilim (Sosyoloji) ve Kişisel Bilim (Psikoloji) bazı durumlarda birleştirilip Psiko-Sosyal dallar ortaya çıkmak zorunda kalmıştır. Ben de aynı zorlukları yaşayarak Toplumu ilgilendiren konular adı altında millî bakışı tarif edebilirim.
Bu kadar zor ifadeleri neden tercih ettim?
Çünkü, asıl gelmek istediğim konuyu daha iyi ve mümkün olduğu kadar açık anlatabilmek için!
Özellikle ülke meselelerinde değerlendirmeler millî bakış açısı ile olmadığı zaman, hayal kırıklıkları, şaşkınlıklar, kızgınlıklar, üzgünlükler, umutsuzluklar, kırgınlıklar maalesef çok oluyor.
Oysa, tarih denen büyük akıl hocası ülke meselelerinde mutlaka millî bakmak gerektiğini gözümüzün içine sokarcasına açıklamaktadır.
Biz Türklerin bu konuda dünyada başka topluma nasip olmayan bir örneği vardır.
Nedir o örnek?
Mustafa Kemal liderliğinde yaptığımız Millî Mücadeledir. 1. Dünya Savaşı'nda beraber yenildiğimiz ve bizim içinde bulunduğumuz birlikteliğin lideri olan Almanya, savaşın sonunda Versay'da diz çöktü. Ama, Türk Milleti, Büyük Başbuğ ve arkadaşlarının millî bakışları sonucu Almanlar gibi diz çökmemeye karar verdi ve başardı.
Bugün geldiğimiz noktada, millî bakışın önemi daha da iyi anlaşılmış olmalıdır.
Artık, millî bakarsan, yani ben Türk gibi bakacağım, Türk için bakacağım, Türk'e göre bakacağım dersen bir kesimin söylediği ırkçı, faşist gibi suçlamalar, başka bir kesimin söylediği dinden çıkarsın gibi eleştiriler geride kalmıştır.
İçinde bulunduğumuz çağda dünya dengeleri, Millî Mücadeleyi başlatan, yürüten kadroların ve iradenin neden ve nasıl başardığını çok iyi anlamamız, kavramamız gerektiğini bize dayatmaktadır.
Biz de bu dayatmayı seve seve kabul edip öyle yaşamalı, öyle davranmalı ve öyle fikir, düşünce, görüş temelimizin alt yapısını oluşturmalıyız.