Millet ekmek derdinde, onlar..!

Sokakta insanlara mikrofon uzatıldığında duyduğumuz tek bir gerçek var, "Ge-çi-ne-mi-yo-ruz!" Market raflarının önünde dakikalarca etikete bakıp iç çeken, pazarın sonunu bekleyip pazar artığı toplayan, sabah ayazında ekmek kuyruğunda dakikalarca sıra bekleyen, bebeğine bir kutu süt alırken kırk kere hesap yapan bir halkın tepesinde, her akşam televizyon kanalları adeta birer vicdan testi gibi yemek programları yayınlıyor. Fakat bu programlar artık bir eğlence değil, birer hakaret gibi halkın suratına çarpıyor.

Vatandaşın tenceresinde dert kaynarken, ekranlarda kilosu binlerce lira olan etlerin, deniz mahsullerinin, adını bile telaffuz edemediğimiz sosların içinde yüzen o tabaklar...

En acısı da ne biliyor musunuz? O tabakların, şımarık, küstah jüriler tarafından, "Tuzunu az buldum," "Kıvamı hoşuma gitmedi," "Bu ne rezalet!" denilerek bir kenara itilmesi, hatta çöpe atılması…

Vatandaş, "Biz bulamıyoruz, siz çöpe atıyorsunuz. Yazıklar olsun size!" homurtularıyla, söve saya kanal değiştiriyor.

Evine et alamayan babanın, çocuğunun canı çekmesin diye televizyonun sesini kıstığı, kanal değiştirdiği bu ülkede; sizin o yemekleri beğenmeyip burun kıvırmanız, halkın yoksulluğuyla alay etmektir.

***

Yemek programları, sadece bir program değil. Bu, parası olanla olmayanı aynı ekranda, ama bambaşka dünyalarda karşı karşıya getiren bir provokasyon şeklidir.

Bir anne düşünün; ekrandaki o şatafatlı tatlıyı gören çocuğuna, "Paramız yetmez yavrum!" ezikliğini yaşatmaya ne hakkınız var? Çocukların ekranda gözü kalıyor, annelerin içi yanıyor!

Bir emekli düşünün; bayat ekmeği ıslatıp yemeye çalışırken, ekranda binlerce liralık malzemenin yarışma stresiyle heba edilişini ağzı açık izliyor. Bunu yapmaya ne hakkınız var.

Halkın içindeki o sessiz çığlık, artık tek bir cümlede birleşiyor, "Biz kursağımızdan geçecek bir lokma ekmeğin hesabını yaparken, siz bizim bir yıllık mutfak masrafımızı tek bir tabakta harcayıp, sonra da onu beğenmiyorsunuz. Tuh size! Programınız da, yarışmanız da, reytinginiz de, şatafatınız da yerin dibine girsin!”

Yemek programı adı altında sergilenen görgüsüzlük tiyatrosu, yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insan için eğlenceden çok, işkenceye dönüştü. İnsanların ekmek bulmakta zorlandığı, mutfakların yangın yeri haline geldiği bir dönemde; nimetin bu kadar ayağa düşürülmesi, bu kadar saygısızca harcanması sadece ekonomik bir sorun değil, ahlaki bir çöküştür.

***

Bu programlar elbette birer eğlence içeriğidir, bunun farkındayız. Ancak eğlencenin de, yarışmanın da bir adabı, bir empati sınırı olmalı. Toplumun büyük bir kesimi yeterli beslenememe kaygısı güderken, ekranların bu kadar kör ve sağır kalması, sadece bir yayıncılık tercihi değil, aynı zamanda toplumsal vicdandan bir kopuştur.

Sizin o "gurme" eleştirileriniz, halkın açlık sancısı karşısında hükümsüzdür. O beğenmediğiniz tabaklarda, birçok vatandaşın ulaşamadığı lezzetler var.

Onlarca şikâyet, eleştirilere rağmen, yemek programlarının ısrarla devam etmesi, reyting canavarının açgözlülüğü ve doyumsuzluğudur. Yoksa TV yönetimlerinin ne suçu var?

Keşke birileri bu hadsizliğe karşı bir şeyler yapsa.

Ama nerdee…