MEHTER YÜRÜYÜŞÜ

Osmanlı’nın en önemli kurumlarından biri, şüphesiz ki ‘Mehteran Bölüğüdür.’

Bilhassa savaş zamanı, Mehter takımının o muhteşem ezgileri davulların, köslerin çıkardığı yüksek volümlü sesler, nasılda heyecan veriri insana.

Kanı kaynar insanın, Enerjisi ve gücü tavan yapar Mehter marşları ile…Bir de savaş ortamını düşünün…!!!Hala öyle değil mi? Mehter dinlerken hangimizin tüyleri diken diken olmaz? Hangimiz heyecan duymayız? Ancak, Mehterin bir de ritüeli vardır:’ İki ileri bir geri.’

Acaba biz de ülke olarak öyle miyiz?

Bir insanın inanmadığı bir konuda çok iddialı söz söylemesi ne kadar doğru olur? Üzerinde düşünmek gerekir. Güney Amerika da yağmur ormanlarını keserek çıkar temin eden bir kuruluşun başkanı eğer toplumun önüne çıkıp ta ‘dünyadaki yeşil ve orman tabiatını gelecek nesiller için korumamız

gerekir ‘ diye demeç verirse, siz bunu nasıl karşılarsınız? Nükleer santralların yakıt olarak kullandıkları radyo aktif maddenin atığının nereye konulacağı hususunda henüz somut bir bilgi yokken, ‘’Nükleer enerji santralları dünyanın enerji sorununa kesin bir çözümdür ‘’ diye nutuk atanları nasıl değerlendirmek istersiniz? Bunun üzerinde ciddi tartışmak gerek.

Önemli konularda konuşmak için iki defa düşünmenin doğru olduğuna inananlardanım. Eğer kapsamlı bir konuşmaya zemin arıyorsanız, konu hakkında çok detaylı bilgileri okumanız gerekir. Sadece okumakta yeterli olmayabilir. Bir ülkede üretimin artması insan varlığı ile olur. İşsizlik eğer ülkede bir sorunsa, hatta çalışan nüfusun %5 den daha fazla ise, burada ciddi bir problem vardır. Genç nesil, geleceğinden endişe ediyorsa, sorun sadece öğrenim görmekle bitmediğine inanmamız gerekir. Yurt dışına beyin göçünü ki, buna artık sermaye göçünü de ekleyebiliriz. İşte bunları engelliyemiyorsanız, ülkenizde ciddi endişelerin var olduğuna işarettir.

Yapay şişirilmiş bir ekonomide, büyüme endeksini, gayri safi milli hasılaya bağlamak doğru bir tespit olmasa gerek. Başka ülkeler, özel beklentileri ile ülkenizde para biriktirirse, bu aldatıcı bir görüntüdür. Hayvancılığı desteklemezsen, tarımı desteklemezsen, ihracatı desteklemezsen, ülkede üretim yavaşlar, saman bile ithal etmek mecburiyetinde kalınır. 20 sene evvel kendi kendine yetebilecek 7 ülkeden biri olmaktan, bu gün mercimek, pirinç, meyve ve sebze hatta et ithal eden bir ülke haline gelirsiniz.

Tarımda ve taşımacılıkta dünyanın en pahalı yakıtını kullanan , üretimde en pahalı enerjiyi kullanan bir ülke olarak, aslında yavaş yavaş batmaktayız. Zengin insanların Yatlarına verilen yakıtın fiyatı, tarımda köylümün kullandığı yakıtın neredeyse üçte biri değerinde olursa, bu girdilerle tarım nasıl gelişir ve kalkınır? Bu entegrasyonla üretim nasıl gelişir? Burada ister istemez şu soruyu sormak gerekiyor: Türkiye için, Türk tarımı mı önemli, üç beş zenginin yatı mı önemli?

Bizi besleyen yatlar mı? Türk tarımı mı?

Bir ülkede demokrasi nasıl gelişir diyede düşünmemiz gerekir. Topluma doğru bilgi, doğru zamanda, objektif bir şekilde iletilmediği müddetçe, ülkenin kalkınmasıda aksak olur. Ancak bizim genlerimize işlemiş olan bir anlayış bulunmakta. Mehter takımının yürüyüşünü tanımlar bu anlayış. İki ileri, birgeri. Osmanlı İmparatorluğunda hep ileri giderken, 1699 tarihinde ki Omeş’umKarlofça anlaşmasından Cumhuriyet tarihimizekadar hep bu tema yerleşmiş.

İki ileri gitmişiz, sonra bir geri gitmişiz. 1933 senesine kadar yapılan bütün hamleler, ikinci dünya savaşında yavaşlamış. Tek partiden, iki partili döneme geçmişiz. Bu çok seslilik gibi görünsede, bir kişinin düşüncesini, çok kişinin inanmadığı halde savunması şeklinde tezahür etmiş ve bu hal hiç değişmedenOHAL olmuş. İnsanlar inanmadıkları konuları savunurken düştükleri komik halleri, ekranlarda izlemekten biz sıkılmadık. Belli fikirleri saplantı haline getirmiş, değişmeyen isimler ve savunmaya kalktıkları konular, merkezden dikte edilmiş hissi uyandırmaktan başka işe yarıyor mu, bilmiyorum. Ama şurası bir gerçek ki, temcit pilavı gibi hep aynı perdeden çalınmakta, sanki gelişmelere ve dünya da olup bitene gözler kapanmakta. ‘’Medya kuruluşlarının herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan ülkemizin her bir köşesinde, dünyanın dört bir tarafında olup biteni insanımıza ulaştırmasını sağlamak demokrasinin de gereğidir.’’ Bu tür bir haber alma ve iletişim için de olma, aynı zaman da gelişmenin ve çağın gereği değil midir? Hepiniz gazetecilerin bayramında verilen demeci dinlediniz, bende dinledim. Birden Yağmur Ormanlarını katleden kurumun Reisi geldi aklıma ‘ Gelecek nesiller için Ormanları korumamız gerekir’ diye demeç veren Başkanın sözleri hala kulaklarımda…

SON SÖZ:’’EĞER GELECEK HAKKINDA DÜŞÜNMEZSENİZ,

ASLA BİR GELECEĞİNİZ OLMAZ’’