Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olan Osmanlı İmparatorluğu 1918 yılında dağıldı.
Başkenti işgal edildi, ordusu silah bıraktı.
Mağlubiyetin ardından İngiltere destekli Yunan ordusu, İzmir’e asker çıkardı.
Yunan işgali İstanbul’da coşkuyla karşılanıyor, işgalci İngiliz/Fransız askerleri İstanbul’daki Rumlarla her gece eğlence düzenliyordu.
Tüm utanç verici gelişmeler karşısında, Osmanlı çaresizdi.
Sultan Vahdettin sarayından çıkamıyordu.
Fakat birileri bu duruma elbet dur diyecekti.
Eldeki tüm kuvvetler mümkün olan en hızlı bir biçimde toplandı.
Alelacele kurulan ordu, takviyeli ve düzenli Yunan Ordusu’nun karşısına dikildi.
Kimse beklemiyordu ama 1 ve 2’ci İnönü muharebeleri ile düşman durduruldu.
İngilizler’in yaptığı silah desteği ile toparlanan Yunan Ordusu, Eskişehir’de yeniden saldırıya geçti.
Ancak Türk Ordusu yetersizdi.
Mağlup olarak geriye çekilmek zorunda kaldı.
Umutlar tükenmeye başladı.
Meclis, Mustafa Kemal’i önemli yetkiler vererek “Başkomutan” seçti.
Gazi’nin ilk işi orduyu Polatlı’ya çekmek oldu.
Bu çekilme Yunan’ı cesaretlendirdi.
Yunan ordusu ilerledi.
İşğalcilere göre “Polatlı düşerse, Ankara da düşer” ve Türkiye Büyük Millet Meclisi işğal edilirdi.
Savaş 22 gün; gece gündüz demeden aralıksız sürdü.
Fakat Yunan, Polatlı’yı geçemedi.
Geri çekilmek zorunda kaldı.
Ancak Yunan Ordusu’nun kıyı ile arasında 400 kilometreden fazla bir mesafe vardı.
Gereğinden fazla sokulmuşlardı.
Zaten Mustafa Kemal’in amacı da buydu.
Tarihler 17 Ağustos 1922’yi gösterdiğinde, arabasıyla evinden gizlice ayrıldı.
Konya’ya giderek geceyi Behiç Bey’lerde geçirdi.
Ertesi gün gizlice Akşehir’e geçti.
Herkes onu Ankara’da bilirken o cephenin ortasındaydı.
Fahrettin Altay’la görüştükten sonra 19 Ağustos’ta yine gizlice Ankara’ya döndü.
“Hakimiyet-i Milliye Gazetesi” 20 Ağustos 1922 tarihli sayısında, ertesi gün Çankaya’da verilecek ziyafetten bahsediyordu.
O gün ziyafete gelenler, Mustafa Kemal Paşa’yı görme için etrafına bakındılar.
Ama göremediler.
Ancak; ziyafet bitmek üzere iken Mustafa Kemal Paşa içeri girdi.
Misafirlerle sohbet etti.
Ama asıl hamle, 25 Ağustos’ta gün batımından sonra başlayacaktı.
Lakin Yakup Şevket Paşa tedirgindi.
Mustafa Kemal’i işin riski konusunda son kez uyardı.
O da Yakup Paşa’yı teselli etti ve emir subayına döndü;
“Ordu mevziyi terk etsin”
Bu emirle Birinci Ordu tamamıyla Güney’e hareket etti.
Vakit kısıtlıydı, hızlı olunmalıydı ve Yunan asla fark etmemeliydi.
Buna “Ters Cephe Harekatı” diyorlar.
Yunan ordusu Türkleri Doğu’da sanarken onlar Güneyde idi.
Ancak; hesaba katılmayan bir şey oldu; biranda her yeri sis bastı.
Ordu taarruza hazırdı ama, sis buna izin vermiyordu.
Yunan her şeyi fark edebilirdi.
Yaklaşık bir saat sonra bir mucize gerçekleşti; sis kalktı.
Ve Atatürk ordusunun başına geçerek taarruzu başlattı.
Yunan ordusu daha ne olduğunu anlayamadan savunma hattı çöktü.
Komutan Trikupis, Güneyden saldırıların ufak bir birlik olduğunu düşündüğü için askerlerini Güney’e kaydırmadı.
Asıl taarruzu bekledi.
Trikupis 1 Eylül 1922’de Uşak’ta esir alındı.
Başsız kalan Yunan Ordusu tamamen dağıldı.
Bildiğiniz gibi bu kovalamaca, Yunan askeri İzmir’de denize dökülene kadar sürdü.
Tarihler 10 Eylül 1922’yi gösterirken Mustafa Kemal ve askerleri büyük bir coşku ile İzmir’e girdiler.
Mavi gözlü dev adam, Türk Milletinin kalbinde bir kere daha taht kurdu.