MATEMATİK VE TOPLUM BİLİMİ

Bugün farklı  ama çok önemli bir konuya değinmek istiyorum.

Nedir o konu? Matematik ve Toplum Bilimi arasındaki ilişkiler.

Farklılığı anlaşılır da neden önemli diye bir soru sorulduğunda verilecek cevap,  Toplum Bilimi içerisinde matematiğin yeri var mıdır sorusuna verilecek cevap ile belirlenir. Bunun cevabı benim açımdan tektir: Evet, Toplum Bilimi, Disiplini içerisinde matematiğin yeri vardır, hem de kesinlikle vardır ve olmalıdır da.

Peki neden?

Toplumsal olayların anlaşılır bir biçimde ortaya konabilmesi için istatistiksel rakamların kullanılmasını her şeyden önce matematiğin toplumsal değerlendirmelere etkisi olarak görmeliyiz. Yapılan  sormaca(anket)'lardan elde edilen rakamlar toplumsal olayların değerlendirilmesinde kıllanılan matematiksel verilerdir.

Bu sormaca(anket) verilerinin toplumsal olaylardaki etkisi zaten kaçınılmazdır. Sormacaların doğru değerlendirme yapabilmek için etkisi nedir diye bir soru ile tartışma açılabilir. Ancak, benim kastım bu etki oranlarını tartışmak değildir. Etki oranı ne kadar olursa olsun matematiksel verilerin yani matematiğin toplumsal olaylarda kullanılışı meselesidir.

Aslında benim amacım etkisi açık olan bu istatistik verilerin toplumsal değerlendirmelerdeki yerinden çok başka matematiksel ifadelerin kullanılmasını ortaya koyabilmektir.

Nedir onlar?

Nedir onları cevaplamadan şunu da eklemeliyim; matematiğin belirli kurallarla biçimlenmiş alt disiplini olan Mantığın milattan öncelerinden beri var oluşu ve kullanılışı da toplumsal olaylar açısından belirtmemiz gereken diğer bir konudur.

Ama asıl amacım sadece bu mantık ve sormaca (anket) uygulamalarının fikir, düşünce, görüş üretmedeki etkileri değildir. Bunlar toplumsal değerlendirmelerde kullanılan matematiksel verilerdir elbette. Ancak matematiğin kullanılışında bir başka önemli örnek daha olduğu kanısındayım.

Nedir o?

Muhasebe tekniğinin kullanılması. Nasıl kullanılacak bu teknik? Onu açıklayalım.

Bir kere toplum olarak önemli gördüğüm eksiklerimizden birisi sadece kaybettiklerimize bakmak, kaybettiklerimizi görmek ve dolayısıyla sürekli bir üzüntü kıskacı ile kendimizi kuşatmak.

Oysaki, hayat akıp giden bir nehir gibidir. Akan bir su kirlendiği anda temizlenmeyi de beraber yürütür. Yani bir taraftan kirlense bile aynı anda temizlenmeye devam eder. Hayat da böyledir. Kaybettiğimiz anda kazandıklarımız da olmaktadır ve en azından olmalıdır. Biz sadece kaybettiklerimize göre yaşar isek o zaman yaşamak çekilmez duruma gelir. Kaybettiğimiz anlarda bile neler kazanabildiğimizi görebilmek gerektir. En azından bu arayış ile kendimizi donatmamız gerekir.

Bu anlayışımızı kişisel olmaktan çıkarıp toplumsal olaylara da uygularsak karşımıza ciddi bir biçimde matematiksel verilerin kullanımı konusu çıkacaktır.

Nasıl o?

İşte o, muhasebe tekniğinin kullanılması meselesidir.

Muhasebe yapmanın, yani matematiksel verileri kullanarak yapılacak değerlendirmelerin ana kaynağı T cetvelidir.

T cetveli çok basit olarak şudur:

T'nin bir tarafı aktif, bir tarafı pasiftir. Diğer bir ifade ile bir tarafı Borç ve bir tarafı Alacaktır.

Biz hep kaybettiklerimizi düşünerek yaşar isek bu T'nin Borç tarafı akıl almaz bir biçimde büyüyecek ve toplamda bizi bunalımdan bunalıma sürükleyecektir. Şu anda ülkemizde maalesef büyük oranda tam da bu gerçeği yaşıyoruz. Ümitsizliğin, yılgınlığın, vazgeçmişliğin ana nedenlerinden biri budur. Yani, hep kaybettiklerimiz, hep T'nin Borç hanesindeki kayıtlar  büyük bir kısım insanımızı çökertiyor ve moral bozukluğuna neden oluyor.

Burası tamam. Yani, T'nin Borç tarafını yükledik, doldurduk, kaybettiklerimizi gördük ve bu sıraladıklarımızı topladığımızda Borç hanesinin dip toplamı bizi korkutuyor.

Peki, matematikteki muhasebe tekniğinin T cetvelindeki Alacak kısmı neden boş?

Buraya girebilecek hiç bir değer, rakam, veri, bilgi, done yok mu?

Sizce olmaz olur mu?

Alacak kısmı sürekli boş olur mu? Hatta o kısım sürekli yok sayılabilir, görmezden gelinebilir mi? Bunun mantığı var mı?

İşte tam bu sorular, matematiğin toplumsal olaylara etkisi ve yansıması olarak görülmelidir ve mutlaka böyle olmalıdır.

Peki, T'nin Alacak kısmına ne koyacağız? Bu verileri herkes kendine göre belirleyebilir desek de bir ana ilke olmalıdır. O da şudur: Ülkemiz üzerine oynanan oyunları görüyor, biliyor ve anlıyorsak, bu oyunların başarılı olan kısımlarına üzülüyor ve kahroluyorsak, bir de bu oyun kurucuların başaramadıklarını da görmek, anlamak, araştırmak, düşünmek durumunda değil miyiz? İşte bu oyunbazların başaramadıkları da T'nin Alacak kısmına yazacaklarımızdır. Oyunbazların başaramadıkları yok mudur? Cevap: Çoktur. Hatta yoksa bile oldurmak zorundayız.

Bundan sonra T cetvelinin her iki tarafının toplamını aldığımızda karşımıza çıkan değer gerçek toplumsal sonuçlardır ve dolayısıyla asıl düşünmemiz, görmemiz, konuşmamız, fikir üretmemiz olan değerdir.

Yoksa sürekli Borç kısmı ve onun toplamı ile fikir üretmek sürekli bir travmaya neden olur.

T cetveli ile toplumsal değerlendirmeleri anlamaya çalışmak iyimserlik demek midir? Öyle olsa ne çıkar da, hayır iyimserlik meselesi değildir. Toplumsal değerlendirmeleri matematik teknikleri ile anlamaya çalışmak ve bu teknikler doğrultusunda fikir, görüş üretebilmek gerçeğidir.

Sonuç: Matematik olmadan Toplum Bilimi güdük kalır.