Masum değiliz hiç birimiz!

Tarih kralların sırtındaki hançer izlerini yazadursun, modern çağımızın en büyük trajedisi, hançerin artık en sevilenin elinde bir nezaket kuralı gibi taşınmasıdır. Bugün aynaya baktığınızda gördüğünüz o tanıdık yüzün arkasında, aslında kaç kişinin hayal kırıklığı saklıdır! Kim bilir?

İhanet artık sadece bir sadakatsizlik meselesi değil, insanın kendi menfaati uğruna bir başkasının dünyasını yakıp yıkarken, dumanından bile şikâyet edecek kadar kronikleşmesidir. Peki, bu yıkımın ardından kalan o devasa vebal, hangi kariyer basamağına veya hangi sahte mutluluğa sığabilir?

Bugün ihanet, artık sadece saray koridorlarında değil; Mutfak masalarında, balkonlarda, ofis odalarında, hatta aile meclislerinde kol geziyor. Eskisi gibi kılıçla veya zehirle de gelmiyor, bazen sıcak bir gülüşün arkasına saklanıyor, bazen de bir iyiliğin içine gizleniyor.

***

Peki, bu modern ihanetler en çok nerelerde canımızı yakıyor?

Aile ve evlilikte gönül enkazı: En sinsi, en acımasız olanı budur. Kan bağının verdiği güven, bir miras davasıyla; Aynı yastığa baş koyulan eşin sadakati ise, kişisel konfor hırsıyla kurban ediliyor. "Yabancı yapsa zoruma gitmezdi!" cümlesindeki o ağır yük, aslında modern çağın en büyük ruh parçalanmasıdır.

İş hayatında basamak olmak: Profesyonel dünyada yükselmek adına, birlikte mesai harcadığı arkadaşının ayağını kaydıranlar, saray entrikacılarını aratmayacak düzeydedir. Onlar için her başarı mubah, her dost ise sadece bir basamaktır.

Dostluk ve komşuluk: Bir fincan kahvenin hatırı, yerini "Bana ne faydası var?" sorusuna bıraktığından beri, sırdaş dediğimiz insanlar menfaatleri için o sırları birer silaha dönüştürebiliyor.

Tarih boyunca her hain, amacına ulaştığını sanmıştır. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var: İhanetin meyvesi tatlı görünse de, kökü daima vebal ile beslenir. İnsan, kendi istikbalini bir başkasının enkazı üzerine kurmaya çalışırken, aslında en büyük ihaneti kendi vicdanına yapmaktadır.

***

Unutmayalım ki; Tarih sadece kralları değil, o kralları sırtından vuranları da yazar. Ama asıl ağır olanı bu vebalin yükünü, tertemiz bir vicdanla uyunması gereken o uykularda taşıyamamaktır.

Çünkü çıkarlarımız uğruna feda ettiğimiz her değerle birlikte biraz daha eksiliyoruz ve ne yazık ki; masum değiliz hiç birimiz!