Makbule Dıplan

Adanalı olmaktan gurur duyuyorum. Fakat, Adanalı olarak Adanalıları da tanımamaktan utanıyorum !

-Kim demiş, bizden ilim irfan sahibi çıkmaz, diye ?

Biz, unutkanız.

Biz, geçmişimize sahip çıkmaktan çekiniyoruz.

Cadde ve bulvarlarımızın isimleri ‘paşalarla’ anılıyor.

Hazindir, Adanalı olup, tarihe isimlerini kazıtanların adlarını bile bilmiyoruz !

Sosyal medyada sayfalarca anlatılan, hanımefendiyi sadece bir panelde (2018) anmışız, sonra unutmaya yönelmişiz.

Taçlı Yazıcıoğlu’ndan kısa kısa anımsayalım.

-Türk Kadınlar Birliği’nin, Verem Savaş Derneği’nin kurucularından, uzman doktor; milletvekilliği, başhekimlik, dernek başkanlığı yapmış ama bunları alışık olduğumuz gibi İstanbul’da değil, bir kız lisesi bile bulunmayan zamanın Adana’sında 1913’te doğarak henüz kırk yaşına gelmeden gerçekleştirmiş, kadınların toplumda ve siyasette ön planda ve aktif olarak rol alabileceklerinin sadece ülkede değil, dünyadaki ilk örneklerinden, o öncü kadınlardan Makbule Dıblan’ı gerçekten unutsak da olur mu?

Tıp okumak istiyorsunuz. Ancak üniversiteye kadar gelebilmek için liseyi bitirmeniz gerekir öncelikle. Oysa okuduğunuz Adana’da öğretmen olmak istemeyen kızların gidebileceği tek lise, Adana Amerikan Kız Koleji siz dokuzuncu sınıftayken kapanır. O arada sadece orası değil birçok okul kapanır; ailenin mali durumu bozulur, kışı geçirebilmek için çiftlikte on altı yaşında, kardeşlerinize okul açıp, onlara okuma-yazmayı öğretirsiniz. Kolejdeki arkadaşlarınızın hepsi okumayı bırakır ama siz Bursa’da okuyabileceğiniz bir lise olduğunu öğrenip oraya gidersiniz. Sonra bir duyarsınız ki Adana Kız Lisesi açılmış, hemen dönersiniz memleketinize, liseyi bitirirsiniz. Çünkü 1920’lerin sonlarına gelmişiz: Eğer Anadolu’daysanız kız öğrenciler için lise de yok.

1930’ların ortasında üniversite öğrencisiyken bir küçüğü olan kız kardeşi Nesteren’i veremden kaybeder. Belki de bu yüzden ileride bu hastalığın teşhis ve tedavisi için çalışacak, hiç kimsenin verem gibi erken teşhisle kurtarılabilecek bir hastalıktan ölmesine gönlü el vermeyecektir.

Üniversitedeyken, herkes gibi sadece tıp okumaz, Halide Edip’in edebiyat derslerini de takip eder. Hatta Halide Edip bu meraklı öğrenci de girebilsin diye ders saatlerini öğle saatlerine kaydırır. O sıralarda aynı evi paylaştığı iki erkek kardeşiyle her gece basımı yasaklanan Nazım Hikmet şiirlerini yataklarından birbirlerine söylemektedirler.

1940’ta, yirmi yedi yaşında doktor olur ve diplomasını zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’den alır.

Dünya Savaşı’nın ülkeyi en çok zorladığı zamanlarda Aydın’a tayin olur. Kişiliği sadece doktorluk yapacak kadar tek yönlü olmayacaktır hiçbir zaman: Yardım Sevenler Derneği’ne üye de olur, başkanlığını da yapar. Sonra İstanbul’a dönüp Haydarpaşa Hastanesinde iç hastalıklar ihtisasını tamamlar. Savaş bitmiştir, bu sefer Rize’ye tayin olur. Asıl Çalıkuşu hayatı tayin olduğu Rize’de bekler onu; ilk gittiğinde kalacak yer bile bulması zor olur; bula bula bir eczacının evinin tek bir odasını bulur. Bu onun Karadeniz zamanlarının başlangıcıdır. Cevvalliği ve cesareti hekimliğine de yansır. Hopa’ya bir takayla giderek, bugün bile ulaşımı güç olan, kıvrılarak ilerleyen dar dağ yollarından bin bir zorlukla oraya getirilen Artvin valisini trakeostomi yaparak yani boğazından delik açarak kurtarır. Bunu yaptığında otuz iki, otuz üç yaşında, tek bir odada yalnız yaşamak zorunda kalan, sevdiği, tanıdığı herkesten yüzlerce kilometre uzak genç bir kadındır. Bu onu o bölgede efsane haline getirir.

1946’ya kadar Rize’de çalışır, ayrıldığında Veremle Mücadele Dispanseri Başhekimidir. Ayrılır, çünkü CHP ona Adana’dan milletvekili olmasını teklif eder. Bununla ilgili bir kayıt yok ama kim bilir, belki İsmet İnönü kendinden röntgen cihazı isteyen o genç doktoru unutmamıştır. Seyhan’ın, 8. Dönem milletvekili olur. Meclisteki en genç vekil olduğundan Divan üyesi seçilir. Ondan sonra 1995 yılına kadar, tam kırk dokuz yıl Adana’dan bir daha kadın milletvekili seçilmeyecektir.

Verem hastalığı değildir sadece söz konusu olan, yoksullukla da mücadeledir. Röntgen isteğini 1947’deki TBMM’de, yaş ortalamasın bir hayli altında olsa da, idealizminden cesaret alarak dile getirir; konu savsaklanmayacak kadar ciddidir.

-Arkadaşlarım bu mevzuda lâbubali olmanın zamanı geçmiştir. Çok rica ederim Sağlık Bakanından, geçen sene de bağırdım, çağırdım. Bu mevzu üzerinde bir hayli durdum ... bu büyük dâva, verem dâvası hayır cemiyetlerinin, hayır teşekküllerinin başarabileceği durumdan çıkmıştır, Türkiye'de. Ancak Devlet eliyle, daha disiplinli bir şekilde mücadele yapılması lâzım gelen bir dâvadır.

***

İyiler çok yaşamıyor. Atam, 58 Makbule hanım 57 yaşında aramızdan ayrıldı. Tarih 25 Ağustos 1970’i gösteriyordu.

Ruhum daraldı. Kendimden ve yapılanları düşünce, büyyüklerimizi (!) anımsadım.