“Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.’’
Tahmin ettiğiniz gibi, sabit fikirliler için önemli olan egolarını korumak.
Aklar ve karalar vardır onların dünyalarında, başka tonlar yoktur.
Makamı mevki olsun ya da olmasın, çok donanımlı, kültürlü olsun ya da olmasın karşındaki insana saygı göstermen lazım.
Partisi, görüşü, tarafı, yaşam tarzı, ırkı, mezhebi, meşrebi, rengi önemli değil önemli olan insan olması.
Geleceğim nokta şu;
Bazı makam sahibi insanlar, ki onlar da bizler gibi normal insanlar, ama ne yazık ki makam iyi gelmiyor. Egoları yüksek oluyor. O makama getirenin karşısındaki insan olduğunu unutuyor. Fırça kayıyor, bağırıyor çağırıyor, oturduğu yerden tokalaşıyor vs.
Hubris Sendromu, diye bir hastalık vardır. Beraber çalıştığım gazeteci arkadaşım Serden Çevik yazmıştı.
Yazısında şöyle diyor;
Genellikle siyasi liderlerde ve yöneticilerde görülen tıbbi bir hastalıktır. Halk diliyle ‘Koltuk Hastalığıdır.’ Bu terime daha da derin bir açıdan bakarsak, ‘Güç Zehirlenmesi’ olarak adlandırılır. Koltuğa oturan kişi, belli bir zaman sonra aşırı kibirlenmeye başlamışsa ve kendini yükseklerde görüyorsa, kendinden başka kimsenin hiçbir şey bilmediğine inanıyorsa, geçmiş olsun! Hubris Hastalığına yakalanmıştır... Hastalığın tedavisi genelde mümkün değildir, bir kanser edasıyla o koltukta oturan kişiyi yavaş yavaş eritir ve siyasi mevta olmasını sağlar.
O yüzden koltuğa oturan kişinin bu hastalığa yakalanmaması için, geçmişini asla unutmaması gerekir.