Reşit Galip (2)

Bir önceki yazımızda, ilkokullarda, sabahları okuduğumuz “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan Andımız’ın  yazarı Reşit Galip’ten söz ederek dedik ki;

Bu millet, geçmişinde de hakikaten kahramanlar görmüştür.

Bu kahramanlar, mağlubiyetleri galibiyetlere çevirdiler, Milli hudutları zafer içinde genişlettiler.

İçlerinden dahiler çıktı, bozulan devlet işlerini düzelttiler.

Fakat onların, o sultanların, o vezirlerin hepsi, o kadar mağrur oldular ki ; artık kendilerini, bu milletin bireyi saymayı, kendileri için, alçalma ve hakaret saydılar.

Milletin kemikleriyle kurulmuş, kanlarıyla sıvanmış; saraylarda, malikanelerde yaşamayı tercih ettiler.

Bu kanlı kemik yığınları üzerinden milletlerine hakaretle baktılar.

Milleti hayvan sürüsü, kendilerini de bu sürüyü güdecek, gökten inmiş vücutlar sandılar.

Yani artık bu milletin bir ferdi olmak istemediler.

Halbuki sen, evrensel şanların, şereflerinle beraber yine içimizdesin.

Yine ‘ben bu milletin ferdiyim’ diyorsun.

Dertleşmek için, yine gelip bizi buluyorsun.

İşte bu nedenle büyüksün, işte bu nedenle, her büyükten daha büyük oluyorsun.

Bu milletin ferdi olmakla iftihar eden sen, Gazi Mustafa Kemal Paşa, bin yaşa” dedi.

Reşit Galip’in Gazi’ye “sen” diye hitap etmesi, etraftakileri rahatsız etmişti.

Halbuki tam tersine, içimizden biri olduğunu, özellikle belirtmek için ”sen” demişti.

Oysa zaten Mustafa Kemal’in en onur duyduğu paye, içimizden biri olmasıydı. Gözünü budaktan sakınmayan bu Kuvvacı, genç hekim, iki yıl sonra 1925 seçimlerinde Aydın Milletvekili oldu.

Halkevleri’nin kuruluşunda etkin rol oynadı.

Sonradan Türk Dil Kurumu’na dönüşecek olan Türk Dil Tetkik Cemiyeti’nin yönetiminde yer aldı.

Zaman aktı geçti, yıl 1931 oldu.

Mustafa Kemal İstanbul’daydı.

Hukukçularla, tarihçilerle, sanatçılarla oturulan Dolmabahçe’deki sofranın o akşamki konusu eğitimdi.

Her servis tabağının yanında birer not defteri vardı.

Konuklar hem sohbet ediyor, hem de not alıyorlardı.

Yemek bahane, bir demokrasi sofrasıydı.

Her şey özgürce konuşuluyordu.

Herkes fikrini açık açık dile getiriyordu.

Lafını esirgemeyen, atak devrimci Reşit Galip de masadaydı.

Milli Eğitin Bakanı Esat Sagay’ı yerden yere vurdu.

Tartışılan konu kız öğrencilerin kıyafetiydi.

Esat Sagay, kız öğrencilerin kısa kollu gömlek giymelerini, etek ve kısa çorap giymelerini uygun bulmuyordu.

Bunların giyilmemesi konusunda, genelge yayınlamak istiyordu.

Reşit Galip, ateş saçtı;

“Bu gericiliktir.

Bizim devrimlerimizin en büyüğü kadınlara tanınan haklardır.

Kız öğrencilerimizin, gömleğinden eteğinden rahatsız olmak, aslında kadın özgürlüğüne sınır çizmektir…Devrimleri zedeleyecek icraatlar hoş görülemez..Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” diyordu.

Masanın başında oturan Mustafa Kemal, burada söze girdi;

“Burada bulunmayan hocam hakkında böyle konuşmamalısınız; lütfen onun da bulunduğu ortamda bu hususu konuşunuz” dedi.

Reşit Galip Atatürk’e öfke içerisinde kafa tuttu.

“Biz karşılık beklemeden Ege Dağları’nda mücadele ettik. Yırtık gömlekle çalışıyoruz, oysa siz bizi azarlıyorsunuz” deyiverdi.

(Devam Edecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ünsal Özdiker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.