Efsane mi, yoksa gerçek mi? (1)

Milattan önce 5. Yüzyıl’dı.

Aylardan Nisan.

Bahar, Akdeniz ile Ege’nin buluştuğu topraklara “Merhaba” demişti.

Damıtılmış rüzgarlar; binlerce otun ve çiçeğin aromalarından oluşan, mis gibi bir koku yayıyordu.

Knidoslu’lar, bugün ‘Deveboynu ’dediğimiz Kap Krio’da taze baharı kutluyordu.

Şarkılar söyleniyor, şiirler okunuyor, şaraplar içiliyordu.

Keyifli eğlencelerin arasından, bir anda keskin bir çığlık sesi duyuldu.

Herkes kulak kesildi.

Çünkü ses yabancı değildi.

Dikkat edince anlaşıldı ki; bu ince ses Kridos Kralı’nın kızına aitti.

Bir imdat çığlığıydı.

Kralın kızını, yörenin en zehirli yılanlarından biri sokmuştu.

Bir buçuk metre boyunda, kurşuni renkli bir engerek yılanı.

Genç kız acı içinde yere yığılmıştı.

Kralın en küçük, güzeller güzeli kızıydı.

İki ablası, yakın ülkelerin prensleriyle evlenip yuvadan ayrılmıştı.

Sarayın tek çocuğuydu.

O yüzden kralın canıydı.

Hızla yüzü morardı, ateşi yükseldi ve bedeni titremeye başladı.

Kan ter içinde kalmıştı.

Tabi hemen sarayın hekimleri çağırıldı.

Hızlı bir konsültasyon’dan sonra; hekimler tek cümleyle özetlediler durumunu;

“Padişahım, maalesef prensesi kaybedeceğiz. Yapacağımız hiçbir şey yok”

Bir emri ile onlarca, hatta yüzlerce insanı ölüme gönderebilecek olan kral çaresizce kıvranmaya başladı.

Genç kız öleceğini anlayınca, babasına yalvardı:

“Baba ne olur bir şeyler yap…Yaşamak istiyorum…Kurtar beni”

O yalvardıkça Kral kahroluyordu.

Canı gibi sevdiği biricik kızı ölürken, onun elinden bir şey gelmiyordu.

Oysa ne kadar da iyilik yapmıştı halkına.

Onlarla ilgilenmiş, yoksullara yardım etmiş, refah seviyelerini yükseltmek için, olanca çabayı harcamıştı.

Halkının tamamı onun “Adil” olduğunda hemfikirdi.

Peki neden Tanrılar onu cezalandırıyorlardı?

Huyu olmadığı halde isyan etti.

“Ey tanrılar…Neden ben, neden kızım?..Ne kötülük yaptık, hangi emrinizi yerine getirmedik?

Sizler bu günler için varsınız…Yoksa yokmusunuz?”

Ancak bu yakarışa tanrılardan bir cevap gelmedi.

Knidos Prensesi, geceyi ateşler içinde geçirdi.

Yüzü, gözü şişti.

Kral da çaresizliğin acılarıyla kıvrandı durdu, bütün gece.

Sabahleyin aynaya baktığında saçlarının bembeyaz olduğunu gördü.

Hekimler genç kızın ertesi akşama kadar can vereceğini söylüyordu.

Kral kızının başında, Knidoslular da tapınaklarda dualar ediyordu.

O anda bir haber getiriler;

“Kralım dışarıda bir balıkçı var, kızınızı kurtarabileceğini söylüyor”

“Hemen içeri alın, buraya getirin”

Simi’den gelen bir balıkçıydı.

Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenli, yeşil gözlü biriydi.

Hemen boynundaki meşin keseden tahta bir kutu çıkardı.

(Devam Edecek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ünsal Özdiker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.