Kapasite Meselesi

Sağ olsun, bir değerli okurum, yazılarımı beğendiğinden ötürü, önce iltifat etmiş, sonra da “Sizin o meşhur “Ünsal Özdiker’le Dünya Turu” yazılarınızı özledik. Yok mu yenileri?” diye sormuş.

Size; çocuklardan ve torunlardan ufak bir şikayetle cevap vereyim.

Canlarım o kadar sık Türkiye’ye geliyorlar ki, kendilerini özlememize pek fırsat bırakmıyorlar.

Bizim de “yorgunluktan kurtulduk” diye canımıza minnet.

Eskinin ünlü magazin gazetesi “Şey” in, Adana temsilcisi iken, değerli sanatçı Erol Evgin ile iyi bir dostluğumuz vardı.

Onun anlatımından aktarıyorum yurt dışı anılarımızı;

***

20’li yaşlarda yurt dışından dönerken ;

“Bi kentler yaratmışlar, betona adeta can vermişler. Ormanı orman gibi yapmışlar. Denizi, deniz gibi korumuşlar” diye söze başlardık.

“Ya, bi kızlar var, olmaz böyle güzellik” derdik.

40’lı yaşlarda ”Bi restoranlar var, olmaz böyle lezzetler...Hele o Meksika’nın o ‘ne yersen 10 Dolar’ restoranları tarif edilmez” diye överdik (yine Adana ağzı mı yaptım ne?)

50’li yaşlarda yurt dışından dönerken “ Bi hastaneler, bi klinikler var. Olmaz böyle temizlik, olmaz böyle düzen. Hemşireler, sanki ülkenin en güzel kızlarından seçilmiş” diye anlatırdık, sevdiklerimize ve dostlarımıza.

Geçenlerde ileri yaşlardaki bir Arkadaşım geldi Amerika’dan.

Sözüm meclisten dışarı.

 O yaşlarda bir okurum yoktur her halde  aranızda.

“Kardeşim, bi mezarlıkları var” diye söze başlamasın mı?

Sözünü kestim;

“Daha dur bakalım, yaşayacağız” dedim.

Bu gün konumuz daha çok 50’li yaşlar olacaktı sözüm ona.

Ama samimi söylüyorum, sen başlıyorsun ama kalem götürüyor.

Yazarımız Süleyman Canpolat’tan mı bulaştı ne?

Kalem fren tutmuyor.

50’yi geçkin delikanlı, muayeneye girmiş;

“Doktorcuğum, unutuyorum ben” demiş”

“Ne zaman başladı bu durum?”

“Ne,ne zaman başladı?”…

Biliyorsunuz, yaşlılığın üç belirtisi var.

Bunlardan  birincisi unutmak.

İkincisi, performans düşüklükleri…üçüncüsü…?

Üçüncüsü neydi ya?

Üç yaşlı sohbet ediyorlar.

Bir tanesi diyor ki;

 “Kardeş, her şeyi unutuyorum. Mesela merdivenin orta yerinde, iniyor muyum, yoksa çıkmakta mıydım, hatırlamıyorum”

Diğeri lafını kesiyor;

“Sen bi de beni dinle hele…Anahtarı deliğe takıyorum. Kilitleyecek miyim, yoksa açacak mıyım çıkaramıyorum”

Üçüncüsü, sağ kulak memesini okşayarak lafa giriyor;

“Şeytan kulağına kurşun, benim hafızam çok iyi”

Anahtarla kapıyı açmaya çalışana dönerek “Kim o,  kim o…Gel..” diyor.

Ama size; parasını sakladığı yeri  unutan bir ihtiyara rastladınız mı diye sorsam, kaçınız ‘ben rastladım’ dersiniz?

Bence yoktur.

Çünkü ‘unutmak’ bu çağın hastalığı.

Bilim adamlarına göre “Kapasitemizin üstünde bilgi yüklendiği için” başımıza geliyor bunlar.

Yoksa bizim kabahatimiz yok.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ünsal Özdiker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.