ANTLAŞMALAR

Yazımıza başlamadan İran-İsrail konusundan söz edelim. Cumartesi gecesi İran, İsrail üzerine çok sayıda füze ve iha gönderdi. Bu durum dünya için çok önemli bir gelişmedir. Olay yeni gerçekleştiğinden üzerinde konuşmak için henüz erken. Ancak ülke yönetimimizin mevcut ve görülen yapılanma içerisinde zor durumda kalacağını söyleyebilirim. Çünkü iddialar doğru ise İsrail ile ticaret konusu bu şartlarda ciddi olarak başımızı ağrıtacaktır. Zira İranlı yetkililer, İsrail ile ilişkide olan, yardım eden, hava sahasını açan herkesi düşman ilan edeceklerini açıkladılar. Gelişmeleri çok dikkatli takip etmek gerektir.

Konumuza gelelim…

Ülkemizde bazı Antlaşmalar var ki, tarihleri ve içerikleri bilinmez.

Gerçekten çok ilginç değil mi? Ülkenin yaptığı bir Antlaşma var ve hem de başka ülkelerle yaptığı bir Anlaşma ama ülkenin ciddi sayıda insanı bu Anlaşmanın ne içeriğini ne de tarihini bilmiyor. Bu nedenle galiba zaman zaman bu Anlaşmaları hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar vardır.

Bu Anlaşmalardan en önemlilerinden birisi Çester (Chester) Anlaşmasıdır. ABD’nin dayattığı bu Anlaşma 1923 yılında aceleyle TBMM’den geçirilmiş ve ABD’ye aleyhimize olarak akıl almaz imkânlar sunulmuştur. Konuya dikkatini veren Büyük ATATÜRK, bu Anlaşma’nın sömürge Anlaşması olduğunu anlayarak yırtıp atmıştır. Bunun üzerine ABD Lozan’ı imzalamamıştır. Lozan’ın ABD Kongresi’nde oylanması esnasında konuşan Senatör Upshow’un konuşmasına bakın: “Timurlenk kadar hunhar, kafatasları piramidi üzerinde oturan Cengizhan kadar kepaze olan bir diktatörün zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik anlaşma kabul ettirmiştir. Buna her yerde bir Türk Zaferi dediler.” Bu düşman, kepaze, alçak senatör kimden ve hangi Anlaşmadan söz ediyor? Elbette ATATÜRK ve Lozan’dan. Bu gerçekler orta yerde dururken 1945’ten itibaren neler oluyor peki?     

1945 ve 1946 yılında yapılan Anlaşmalar var. 23 Şubat 1945 yılında ABD ile yapılan ikili Anlaşma, borç alma ve kiralamalarla ilgili olarak 4780 sayı ile yasalaştı. Karşılıklı Yardım Anlaşması adı verilmesine rağmen, ülkemizi ciddi yükümlülük altına sokuyordu. Örneğin Anlaşmanın 2. Maddesi: “TC Hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD’ye teslim edecektir.”

1946 yılında yapılan Anlaşma maalesef çok daha ağır şartları aleyhimize olarak işleten bir Anlaşma idi. O Anlaşma’ya göre ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan kalan  silahlarını alacağız. Bu silahlar hangi durumda olursa olsun alacağız. Parasını vereceğiz. Hem de aldığımız kredi ile vereceğiz. Tamir işlerini ücretli olarak ABD Mühendisleri yapacak. Daha ayrıntılarına girmek istemiyorum. Lütfen Anlaşma maddelerini inceleyelim. Akıl almaz şartları göreceksiniz.   

Eylül 1947 tarihinde onaylanan ve 1948 yılından itibaren yürürlüğe giren Marshall yardımı konusunu yazmak, anlatmak bile insanı gerçekten üzmektedir. Aslında 2.Dünya Savaşına giren ülkelere yapılması planlanan ve ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın adı verilen bu yardımı 2. Dünya Savaşı’na girmeyen bizim almamızın ve hatta bize verilmesinin anlamı nedir acaba? Sonraki gelişmeleri de birleştirerek bir değerlendirelim bakalım.

1949 yılında yine ABD ile yapılan ve hâlâ etkisini sürdüren Fulbrayt Eğitim  Anlaşması bizim için bir facia. Yöneticilerimizi yetiştirmek, eğitmek üzere yapılan bu Anlaşma akıllara durgunluk verecek, kanımızı donduracak bir Anlaşmadır. Bu Anlaşma ile acaba hangi yöneticilerimiz yetiştirildi? Burada yazamayacağım bu kişileri araştırıp görülmesini öneririm.

1954 yılında madenlerle ilgili çıkan yasaya bir bakalım.  Kısa adıyla Petrol Yasası denilen ve Uluslararası şirketlerin adamı Max Bell’in hazırladığı bu yasa ile petroldeki devlet tekeli kaldırılmıştır. İyi mi? Ne yazık ki, bu yasa yabancı şirketlerin izni olmadan da değiştirilemez.

Ne anlatayım daha? Olabilir diyelim. Bu Anlaşmaları birileri yapar, başka bir yönetim gelir kaldırır diyelim. Yani iyi tarafından bakmaya kendimizi zorlayalım bir an için. Peki bu kadar hayati öneme sahip dış anlaşmaların tarihini ve içeriklerini bu ülkenin aydını olduğunu iddia edenlerin bilmemesi ve hatta görmemesi ve daha da kötüsü gizlemesi neden? Bu nasıl ve neden olur, olabilir?  Sadece kısa bir dönemi ele aldığım bu kısa anlatım bile ATATÜRK’ÜN neden büyük, en büyük ve tek olduğunu anlatmaya yetmiyor mu?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Halil Altıparmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Uluğmeşebeyi - Tebrikler. Kalemine kuvvet ,dimağınıza sağlık.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Nisan 13:47
01

Ökkeş Pancaroğlu - Tebrik ediyorum çoğu insanın bilmediği konuyu dile getirmişsiniz !! Tebrikler

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 17 Nisan 20:28