Sevgili Günlük…1

Bu hikâye, küçük yaşta çalışmak zorunda kalan, yani çocuk yaşta hayatın zorluğunu ve acımasızlığını öğrenen bir çocuğun hikâyesi…

Bu gürbüz çocuk; 7 kardeşli ailenin en küçük bireyi. 11-12 yaşlarda yaz tatili, hafta sonu tatili olmayan, ergenliğe girmenin ne demek olduğunu bilmeyen, akranlarının sokakta oynadığı, tatile gittiği, kısacası çocuk olmanın tadını çıkaracağı dönemlerde, kir pas içinde el kapısında çalışmak zorunda kalan bir çocuğun hikâyesi bu.

İyi huylu, terbiyeli, son derece mütevazı ve bir o kadar saygılı olan bu çocuk, bir ‘günlük’ tutar. Çocuk yaşlarından gençlik çağına, iş hayatından evlilik dönemine kadar başından geçenleri kaleme alır.

15 yaşında başladığı günlük tutma alışkanlığında, yazmış olduğu hayat hikâyesinden kesitler sunmak isterim. (Tabii kendisinin izniyle…) 

İşte o günlükten öne çıkanlar…

***

7 kardeşli geniş bir aile idi bizimkisi, ailemizin en küçüğüyüm.

Hiç unutmam, ortaokul 2. sınıfı Pekiyiyle geçtim ve cesaretimi toplayıp babama, “Babacığım, bakınız sınıfımı geçtim. Karne hediyesi olarak bisiklet alır mısınız?” diye sordum.

Babam önce kaşlarını çattı, sonra tebessümle ensemi okşadı ve;

“Gel oğlum, sana güzel bir bisiklet alalım” dedi.

Mutluluktan havaya uçmuştum, taa ki mahallemizdeki lokantaya gelene kadar!

Babam, kirvemiz de olan lokanta sahibine; “Bak kirve, bu benim oğlum. Kendisine bisiklet almak istiyor. Tatil boyunca yanında çalışsın, para biriktirsin ve bisikletini alsın. Eti senin, kemiği benim” der.

Lokanta sahibi kirvemiz; ‘Ne demek kirvem, başımla gözümle beraber..’

Babam emretmiş…

İtiraz hakkı, yok deme, karşı çıkma hadsizliği mümkün mü?

Elbette hayır.

Boynum ve dudaklar bükük!

Ertesi gün sabahın 7’sinde işe başladım. Lokantada 12-13 saat çalışıyor, akşam yorgunluktan eve bitik halde gidiyordum.

***

Ortaokul bittikten sonra babam yanına çağırdı; “Bak oğlum, artık kendi çabanla okuyacaksın, benden bu kadar. Çalış para kazan ve paranı biriktir. Okuyacaksan, kazandığın parayla oku” dedi.

Böylece babam, hayatın acımasız ve ağır yükünü henüz 12-13 yaşlarında göstermiş oldu bana.

Öyle de oldu; arkadaşlarımın, yaşıtlarımın okuluna gidiş ve dönüşünü onlara görünmeden, gizli saklı izlerdim.

İçimdeki ızdırabı anlatamam!  

1 yıl durmadan, dinlenmeden çalıştım, para biriktirdim. Kendime gıcır gıcır ayakkabı, yepyeni okul üniforması, gömlek, kravat, hatta kol saati bile aldım.

Okul açıldığı gün sanki yeniden doğmuştum, çünkü okula başlamıştım.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı..

(Devam Edecek…)       

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Toytekin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.