ÜSTTE YOK, BAŞTA YOK BİR DURUMDU

Yarım asr-ı devirdik,

Üzerine 15 koca yılı ekledik, kemal-i saadet'te 65'i gördük...

Keremine şükür...

Samimi olarak belirmek isterim ki, BEN eski BEN değilim...

Böbrek yetersiz,

Dalak çaresiz,

Ciğer sönük,

Pankreas dirençsiz,

Kulaklar dandik,

Beden fondip,

Gözlerde FER yitik.

Böyle bir Canbolat kimliği ile karşınızda olacak, yapabildiğim kadarıyla siz değerli okurlarıma yere sağlam basan, SES getiren yazılar yazacağım...

.........

Şimdi biraz gülümseyelim de "ısınma turu" olsun...

........

Adana'ya yeni gelmiştik... Üstte yok, başta yok...

Gazeteci olacaz ya,

Ünlü olma merakı var ya...

Kamyonu süren şoför Haydaroğlu Mahallesi 432 sokakta iki gün önce bulduğum eve doğru yanaştı...

Üç beş bohça, bir döşek, birde çeyiz sandığı... Evimize yerleştik...

Yaşayacağımız ev 327 metrekare...

Ha 5 Ocak Stadı,

Ha evimiz.

Hanım kızdı; "Bu kadar büyük evde ne yapacağız, nasıl yaşayacağız, neyle ısınacağız" dedi...

Haklıydı...

Ev, o kadar büyük ki içinde kayboluyoruz

Yaz bitti, kış geldi... Sorunlarımız büyüdükçe büyüdü.

Oduna yetişemiyorduk... Mestan Hamamı bizim kadar odun tüketmiyordu anasını satayım...

Maaş üç kuruş, oduna giden beş katı...

Yakınımızdaki oduncu Ferit dayı ile "ahbap" olmuştuk

Adam, benden kazandığı paralarla evinin ikinci katını yaptı, damına da "şadırvan" oturttu... Odunları evimize taşıyan Ramazan kardeşim de benden edindiği kazanımlarla

AT'ını İKİ'ledi... Bütçem HAKİR

ben FAKİR...

Yetişemiyordum...

Gazeteciliğin yanında asıl mesleğim olan ressamlık yapmaya, tablolarımı satmaya başladım...

Biraz rahatlamıştık.

Evimizin altında şalgam üretim yeri var...

Kocaman,

Hatta koskocaman.

Bırakın bizi, tüm mahalle şalgam kokuyordu... Gazetedeki arkadaşlarım; "Şalgam satmaya mı başladın Canbolat" diye soruyordu...

Haklıydılar...

Babam, anamla birlikte ziyaretimize geldi...

Bir ay kalacakları için sevinmiştim,

çünkü özlemiştim...

Dedim ya evimiz DEVASA... mutfaktan dip odaya gidip gelmek meseleydi... Rahat etmeleri için babam ve anama dip odayı verdik...

Kahvaltıya edeceğiz... Çağırıyorum, odadan mutfağa gelene kadar öğlen oluyor... Kahvaltıyı ve öğle yemeğini birleştirip yiyoruz...

Bir sabah babam seslendi... "Oğlum, ananı gördün mü? Bul getir de kaybolmasın" dedi...

Evin odalarını aramaya başladım.

Bir süre sonra anamı, Yusuf amcaların evinin damının yarısını kaplayan balkonumuzda buldum...

Köfte yapıyordu.

.......

Babam, her zaman yaptığı gibi, sabah tıraşını oldu... Banyodan odaya gelene kadar sakalı tekrar uzadı... İyimi.

Anam, "Hani tıraş olacaktın Şeref" diye sordu... Odadaki aynaya baktı Şeref Ağa, gülümsedi, cevap veremedi...

12 gün sonra, babam; "gidelim artık Bedriye" dedi anama...

-Neden? diye sordum...

"İşim var, cami tarlasını sürdürüp, ektireceğim oğlum" cevabını verdi babam...

Vedalaştık, gittiler.

.......

İkisinin Cennet'te olduğundan eminim...

Çünkü başkaydılar, çünkü farklıydılar

ve çünkü; asla "kul hakkı" yemediler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Süleyman Canbolat - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.