MİLLET DİLENMEZ

Israrla vurguladığım bir konu var: Tarih, sadece yaşanmışlıkları bilip bir kenara ham bir bilgi olarak bırakmak değildir. Tarih, geçmişte yaşananlardan ders alarak bugünü değerlendirmek ve geleceği planlamaktır. Aksi takdirde, tarih görevini yapmamış olur.

Bunu ne için anlatıyorum?

Yakın tarihimizde yaşanan bir olayın bugünümüz ile bağlantısını ve geleceğimize olan etkisini anlayabilmek için bu giriş ifadelerini kullandım.

Sivas Kongresi sonlarından itibaren Kuvayı Milliyeciler, Büyük Başbuğ Mustafa Kemalin talimatları doğrultusunda Kuvayı Milliyeye ihanet eden İstanbul Hükümeti ile ve dolayısıyla Damad Ferid ile irtibatı kesiyorlar. Bu ne demek? İstanbul Hükümeti, Anadolunun bir çok yerinden habersiz kalıyor demektir. Bütün baskılara rağmen irtibat sağlanamayınca Damad Ferid istifa ediyor veya görevden  alınıyor.

Damad Ferid hükümeti yerine 2 Ekim 1919 tarihinde Ali Rıza Paşa hükümeti kuruluyor.

Ülke işgal altında ve işgal kuvvetleri komiserleri kurulu Damad Ferid hükümetine bir ültimatom veriyor. Ne diyorlar?

Yunanlıların işgal alanlarını belirledik ve bu alana müdahale edilemez, bu alan hükümetiniz tarafından garanti altına alınmalıdır? Akıl alır gibi mi, inanılır gibi mi?

Damad Ferid  hükümeti ne cevap veriyor biliyor musunuz?

1919 Ağustos ayında 3 defa verdikleri cevapta garanti için çırpınıyorlar ve en sonunda 23 Ağustos tarihinde verdikleri cevap şudur: Biz Türk milleti ve onun kutarıcısı Kuvayı Milliyeciler ile Yunanlılar arasına Osmanlı askeri koyacağız, Eğer bu da çözüm olmaz ise siz işgal kuvvetleri askerlerinizi araya yerleştiriniz.

Bu nasıl bir iş? Buna nasıl tahammül edilebilir? Bu ne demek? İnanın insanın aklı duruyor.

2 Ekim 1919 tarihinde kurulan Ali Rıza Paşa hükümetine de aynı ültimatom veriliyor. Onlara da Yunanlıları korumak için garanti verin ve koruyun diyorlar.  

Yeni hükümetin Harbiye Nazırı (bugünkü Milli Savunma Bakanı) hükümet kurulurken kendisini Kuvayı Milliyecilerin hükümetteki temsilcisi olarak ilan ediyor. Hem de Kuvayı Milliyecilerin haberi olmamasına rağmen. Amaç nedir? Kuvayı Milliyecileri bloke etmek, onları kontrol altına almak.

Peki bu sözüm ona millici, milliyetçi bakan ne yapıyor? İşgal kuvvetlerinin ağır ültimatomuna sert bir cevap mı veriyor? Siz bize bu kadar da karışamazsınız mı diyor? Ne münasebet, hem işgal edeceksiniz, hem de biz sizi koruyacağız mı diyor? Kuvayı Milliyeciler Türk Milletinin son ümididir mi diyor? Hayır, bunların hiç birisini yapmıyor.

Peki ne yapıyor?

İşgal kuvvetleri başkomutanına Damad Feridin verdikleri garantiyi tekrarlıyor ve o zamanki sözlerin yerine geleceğini tekrar ediyor. Ama diyor, ne kadar uğraşsak da bu milliyetçilerle baş edemiyoruz diyor. Onlar da, hükümet iseniz gereğini yaparsınız diyor ve yeni hükümeti en ağır bir biçimde azarlıyorlar.

Harbiye Nazırı Cemal Paşa, bir iş daha yapıyor. Ne yapıyor bakın!

İşgal kuvvetlerinin ültimatomunu büyük bir sitem ile Büyük Başbuğ Mustafa Kemale gönderiyor. Yani, diyor ki; bakın siz milliyetçiler başımıza ne iş açtınız, lütfen artık bu  direnmekten, işgalcileri memleketten kovma çalışmaları yapmaktan ve mücadele etmekten vazgeçin diyor ve ekliyor; hükümetin kesin görüşü budur!

İşte bu noktada  Büyük Başbuğ, son iki yüz yılın en büyük lideri ve Türk tarihinin en büyüklerinden, en bilinçlilerinden biri  olan Mustafa  Kemal şöyle söylüyor:

“Düşmandan korkmamak için haysiyeti insaniyenin (insanlık onurunun) ve izzeti nefsi millinin (milli onurun) düçarı tecavüz olamayacağı (tecavüz edilemeyeceği) muhit(çevre) ve şeraitte(şartlarda) bulunmak lazımdır.Buna ehemmiyet (önem) vermeyenlerin, zaten bir insan için, bir millet için, gayrıkabili tecavüz olarak mahfuziyeti (tecavüze uğramadan kendini koruması), en büyük gayei namus(namus amacı) olan mukaddesat hakkında, çoktan laubali ve gayrihassas (hassasiyetini kaybetmiş) olduklarına hükmetmekte hata yoktur.”

Büyük Başbuğun bu tarihe mal olmuş olan yaşadıkça ders alınması gereken bu sözlerinden sonra asıl şu veciz ifadelere bakalım:

“Nasfet (adalet) ve merhamet dilenmek gibi bir  prensip yoktur. Türk Milleti, Türkiyenin müstakbel (gelecekteki) çocukları, bunu bir an  hatırdan çıkarmamalıdırlar”

Bu sözler üzerine dün, bugün, yarın ve tarihin herhangi bir döneminde söz söylemeye gerek var mı?      

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Halil Altıparmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.