YAZIKLAR OLSUN

Bir süreden beri haber seyretmiyordum. Daha doğrusu seyredemiyordum. Hem de haftada iki gün köşe yazısı yazan biri olarak gazete ve televizyon değil, telefon haberleri ile yetiniyordum.

Dün gelen bir bilgi üzerine bir haber izlemek istedim ki ne göreyim; İliçte altın arama yerinde 9, tam dokuz candan haber alınamıyor.

İnanamadım ve çok üzüldüm.

Bırakın üzülmeyi haber ilerledikçe kızmaya, son derece kızmaya başladım.

Nasıl olur ya?

Nasıl olabilir ya?

Neden olsun ya?

Göz göre göre böyle bir durumun ortaya çıkmasını beklemek ne demek ya?

Yahu dokuz tane insanımızı ölüme itmek ne demek ya?

Bugün güya neler yazacaktım.

Her şeyden önce Harpokulundan atılan öğrencileri yazacaktım. Bu öğrenciler Atatürk rozeti takmayan bir öğrenciye takması için müdahale ettiği  için atılmışlardı.

Daha başka ne yazacaktım? Motorin 50 Türk Lirasına dayandı onu yazacaktım.

Ama, can bu can!

Hem de bizim insanımız!

Hem de üç kuruşluk ekmek uğruna!

Kahrolmamak mümkün mü?

Sedat Cezayirlioğlu diye bir kişi yıllardan beri bu İliç siyanürlü altın madenini gündeme taşıyor, taşımaya çalışıyor, çırpınıyor ve bu yaptıkları hepimizin gözlerinin önünde oluyor.

Bu adama kulak veren olmadı.

İnanılır gibi değil, akıl alır gibi değil.

Ne yapmak gerek anlayamıyorum, düşünemiyorum.

Nasıl olur ya!

Ümit Özdağ oralara kadar gidip kamuoyunun dikkatini çekti, yine olmadı.

Hiçbir şey olmamış gibi, olmuyor gibi Aladağdan serin olarak bu altın arama işi devam etti gitti.

İnanılmaz bir durum.

Ne yaparsanız yapın, ülkemizde birkesimin paraya olan bağını koparamıyorsunuz.

Paraya olan bağı derken doğru yolla kazanan, namusuyla kazanan insanlardan bahsetmiyorum. Nasıl olursa olsun, hangi yolla olursa olsun ben kazanayım diyen biri kesimden bahsediyorum.,

Bu kesim hiçbir şey tanımıyor. Sadece kazanmak ve her şeye rağmen kazanmak.

Ar, haya, toplum, insan, değer, inanç, ülke vesaire gibi insana göre olan hiçbir konunun önemi yok.

Yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık vesaire gibi etiketlerden hiçbir biçimde çekinme yok.

Yazıklar olsun!

Yazıklar olsun!

Ölüm, öbür dünya, hesap verme gibi bir anlayışı da terk etmişler.

Her şey kandırmaca, göz boyama, erteleme, gizleme, örtme, yok sayma gibi illüzyonist bir anlayışla götürülmeye çalışılıyor.

Şimdi ne olacak?

Dokuz tane canın hesabı ne olacak?

Bu göstere göstere gelen olayın sorumlusu kim olacak?

Bu madenle ilgili yazıların altında imzası olan kişi İstanbulda çevre katliamına son vereceğim diye seçim çalışması yapıyor?

Ne diyelim?

O göçük altında kalanlara neden herkesin bildiği tehlikeli, riskli yerde çalışıyorsunuz  diye konuya yaklaşsam diyorum o hiç olmuyor. Çünkü insanları açlığa, yokluğa, işsizliğe mahkum edin sonra da iş beğenmesinler, tehlikeli yerde çalışmam desinler, mümkün mü?

Bakın beyler, her şeyi göze alarak kazandığınız paralarınızla bu dünyadan göç  etmeyeceksiniz. Yani o kan bulaşan paralarınızı  götüremeyeceksiniz. Biri size bu gerçeği hatırlatsa iyi olur.

Değmez, değmez, değmez.

9 tane canı sizin hangi kanlı paranız geri getirebilir?

Umarım aranır ve bulunurlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Halil Altıparmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.