Reklamı Kapat

İNGİLİZ  AJANLIĞI

Son iki yazımı tamamlamak için bugün bu yazıyı kaleme alıyorum. Elbette bu yazı ile yazdığım konular bitecek değil. Bu konulara sık sık devam edeceğiz.

Peki neden? Çünkü uzun zamandan beri ısrarla vurguluyorum. Bu memlekette bugün bile yaşadığımız sıkıntıların ardında yatan bir neden var: Gizlenen ATATÜRK! Bu konuyu sürekli vurgulamaya devam edeceğim.

Bir soru ile başlayalım. 9 Eylül 1922'de Yunanlılar İzmir'de denize döküldükten sonra ne oldu? Bu sorunun cevabını insanımızın herhalde çok büyük bir kısmı bilmiyor, en azından çok işlenmemiş bir konu diyebilirim.

Bakın ne oldu?

10 Eylülden itibaren Türk Ordusuna Sevr'de sözüm ona Tarafsız Bölge kabul edilen Boğazlar üzerine yürümesi talimatı verildi. Türk Ordusu Çanakkale üzerine yürümeye başladı. Dünyada çok büyük yankı uyandıran bu olay yeni bir büyük savaşın habercisi gibi idi. Çörçil, Kürzon, Başbakan Loyd Corc İngiltere halkını ve İngiliz Meclisini Türklerle savaşa ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü Çanak dedikleri Çanakkale ve dolayısıyla Boğazlar ve İstanbul onlar için vazgeçilemez bir coğrafya idi. Ülkemizdeki işgal güçlerinin  başındaki kendi temsilcileri Harrington ve Rumbold'a 15 eylülde aldıkları bir kararla savaş talimatı verdiler. Aslında bu bir tehdit ve gözdağı idi. Ama karşılarında kim olduğunu galiba çok iyi hesaplayamıyorlardı. Bu tehdit Türk Ordusu'nu ve Ankara'nın kararlılığını durduramadı. İngilizler karşılarındaki gücün durumunu kavrayınca tek başlarına baş edemeyeceklerini anlamaya başladılar. Zaten bu arada İngiltere aldıkları savaş kararı sonucunda olağanüstü karışmıştı. İşçiler ayaklanmış grevler, olaylar almış yürümüştü. İngiliz basınında artık savaş istemiyoruz diyenler bile oldukça fazlaydı. İngiliz Hükümeti ve yetkilileri sıkışmıştı. Tek başlarına Türklerle savaşa girmenin akılsızlığına ve imkânsızlığına karşılık çareyi müttefiklerinden yardım istemekte gördüler. Fransız Başbakanı Poinkeyr ve İtalya yetkilisi Sıforza ile görüşerek yardım talebinde bulundular. Bu ülkeler İngiltere'ye çeşitli nedenler ileri sürerek hayır cevabı verdiler. Bu durum İngiltere için inanılmaz bir hayal kırıklığı yaratmıştı. İngiltere ortak olduğu bu ülkelerden yardım isterken aynı zamanda sömürgesi olan ülkelere bildiriler göndererek yardım istemişti. İşte burası oldukça ilginçtir. Çünkü, Avustralya ve Kanada hükümetleri, dünyada şartların değiştiğini ileri sürerek 1. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi yine yardım edemeyeceklerini İngiltere'ye bildirdiler. Bu İngiltere için inanılmaz bir hayal kırıklığı daha yaratmıştı. Bu gelişmeler üzerine, ülkemizdeki işgal yetkililerine Anadolu'dan çekilmelerini ama Türk Ordusunu Avrupa tarafına sokmamaları talimatını vermişlerdi. Onlar bu kararlarını ilan edince, Ankara da karşı şartını ilan etti. Çanakkale'den, İstanbul'dan çıkacaksınız ve Doğu Trakya'yı bize teslim edeceksiniz. Ankara'nın bu talebine evet demesi İngiltere için mümkün değildi. Çünkü, Yunanistan'a Doğu Trakya, Karadeniz ve İzmir sözü verilmişti. İzmir ve Karadeniz olamayınca hiç olmazsa Doğu Trakya ile yetinilecek ve kısmen de olsa sözleri yerine gelmiş olacaktı. Ama, Ankara'nın talepleri böyle değildi. İngiltere için gerçekten zor günler başlamıştı. Ortakları yalnız bırakmış, sömürgeleri yalnız bırakmış, ülke içinde çok ağır şartlar oluşmuş, ama bu arada da Türkiye'den çekilememe gibi bir gerçeklikleri de vardı.

Hemen ilave edelim ki, bu Kriz sayesinde bir süre sonra Kanada Bağımsızlığını da ilan etmişti. Diğer bir ifade ile İngilizlerin tarihte Çanak krizi dedikleri bu olayların en önemli sonuçlarından birisi Kanada'nın İngiliz sömürgeliğinden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesi olmuştur.

İngiltere'de olaylar o boyutlara ulaşmıştı ki, Muhafazakâr Parti'nin Lideri Kürzon, hem hükümetten ve hem de Liberal Parti Başbakanı Loyd Corc'tan desteğini çekmişti. Ekim ayı içerisinde yaşanan bu olaydan sonra artık İngiltere Hükümeti'nin devam etmesi mümkün değildi ve sonuç olarak Loyd Corc istifa etti ve o tarihten öldüğü 1945 yılına kadar bir daha iktidar yüzü görmedi. Tarihin en büyük Türk düşmanlarından biri olan 19.yüzyılın İngiliz Başbakanlarından Gladston'un çırağı bu Türk düşmanı Corc böylece Türk Milleti'nin ve onun dirayetli Lideri Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN çelik kollarına toslamıştı.

Bu arada 9 Eylül'den sonra ağır bir yenilgi alan Yunanistan'da ne oldu?

Hemen 11 Eylül de bir ayaklanma ve Albaylar Cuntasının iktidarı ele alması başladı. Kral Konstantin 14 Eylül'de İtalya'ya kaçtı ve yerine oğlu 2. Georgios geçti. 15 Eylül'e kadar iki defa hükümet değişti. Yunanlıların Küçükasya Felâketi dedikleri ve halen etkisinden kurtulamadıkları bu gelişmeler sonucunda 15 Eylül'de Başbakan Gunaris, 4 politikacı ve İzmir işgalindeki son Başkomutan Hacı Anesti kurşuna dizildiler. Hem de bu ağır yenilginin hesabını sormak adına aşağılayarak ters döndürülüp idam edildiler. Yunanistan, İngiltere'nin kendi ağır şartları nedeniyle yardım edememesinin sonucunda 1930 yılına kadar bu yenilginin faturasını inanılmaz bedellerle ödedi. 19 darbe ve çok sayıda hükümet değişikliği ile yaşayarak 1930 yılından itibaren yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Bu arada hemen şunu da eklemeliyim ki; Büyük Başbuğ Mustafa Kemal ATATÜRK, Trikopis'e acıdığından  idamını engellemek için Kayseri'de bir süre misafir olarak tuttu.

Şimdi gelelim başlıkta ifadeye!

9 Eylül'den sonra çok çok özet olarak verdiğim bu yaşananlara bakıp da İngiltere ile gizli anlaşmalar vesaire gibi gariplik içeren sözlere, düşüncelere inanabilmek mümkün mü? 1. Dünya Savaşı galipleri bilmem neyin karşılığında hiç kurşun atmadan İstanbul'u terk ettiler diyen meczuplara inanmak mümkün mü? Kaldı ki, Padişahın ve İstanbul Hükümetinin elleriyle teslim ettikleri İstanbul ve Boğazları almak neden kötü? Neyin karşılığında alınmış olursa olsun, almak neden kötü veya neyin karşılığında alınmış olabilir?

Bu gerçekler ortada iken, bu ülkede bu gerçekler neden bugüne kadar Türk insanının önüne konmadı? Karga kovaladığını bildiğimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN sadece bu anlattıklarım ışığındaki bilgi, deha, taktik, kararlılık, cesaret, takipçilik, düşman arasında fesat yaratma vesaire vesaire gibi olağanüstü dehasını insanımızın önüne bütün açıklığı ile koymamanın nedeni acaba nedir?

Yoksa, Mustafa Kemal ATATÜRK'Ü gizleyen birileri mi var?

İngiliz Ajanları sadece bir tarafta mı, yoksa birçok tarafta mı var?

Yazdıklarımın büyük bir kısmını İngiliz Belgelerinden alan yabancı yazarlar yazmıştır.

İngiltere'nin Mustafa Kemal ATATÜRK düşmanlığı hiç bitmez ve hiç de bitmeyecektir.

Yüz yıldan beri enerjimizi boş yere harcamışızı göstermek  zamanı gelmiş ve hatta geçmek üzeredir. Bütün bu yaşananlar, Mustafa Kemal ATATÜRK ile yapılan gizli anlaşmaları uygulamak için bir oyun mu? Evet dersek çok komik olmaz mı?

Diğer bir ifade ile İngiliz oyununa ve onların içerideki etki ajanlarının yönlendirmesine artık gelmemeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Halil Altıparmak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Yüreğir Belediye Başkanı Olarak Kimi Görmek İstersiniz?
Tüm anketler