Pazarın sonu gelsin diye!

Büyük büyük böyle şimdiki gibi üzerleri kapalı semt pazarları yoktu eskiden… Mahallemize at arabalarıyla gelen esnafın tezgâhında domates, biber, patlıcan ve o günün şartlarında hangi sebzeler varsa onlar alınırdı.

Çukurova’nın bereketli topraklarında o dönemin esnafı da cömertti. Örneğin bir kilo domates aldığınızda tarttıktan ağır gelse de içerisinden çıkarmaz hatta poşete bir domates de kendisi fazladan koyardı. Komşunun bahçesinde limon ağacı varsa herkes gidip oradan ihtiyacı kadar bir iki tane alırdı. Bahçesinde patlıcan biber gibi sebze yetiştirenler, fazla ürün olduğunda komşusuyla paylaşırdı. Paylaşma duygusu zirvedeydi o yıllar.

Hele yaz başladı mı karpuzun tadına doyum olmazdı.

Şimdi yaz geldiğinde dilim dilim satın aldığımız o Adana Karpuzları var ya, at arabalarının üzerinde karpuzu satan esnaf, bir mahalleye girdiğinde çocukları çevresine toplar, bir karpuz keser ve onlara ziyafet çekerdi.

Vatandaşlar da esnafın bu jestini karşılıksız bırakmaz ne kadar karpuz varsa alırdı.

Çukurova, Türkiye'nin ovaları içinde yer alan en büyük delta ovasıydı. Coğrafya dersinde Ortaokuldayken öğrenmiştik dünyanın üç büyük ovasından biriydi. Narenciye, pamuk ya da karpuz denilince bu bölge akla gelirdi. Bereketi boldu.

Sonra ne oldu?

O güzelim portakal ağaçları devasa apartmanların gölgesinde süs bitkisi gibi kaldı. Portakal ve limon ağaçlarını kesip o bölgeleri betonlaştırdık. Yeşilevler Portakalı hâlâ zirvededir, tabii bulabilirseniz?

At arabalarının üzerinde çocuklara karpuz ziyafeti çeken esnafı şimdilerde görene aşk olsun…

Bırakın tüm karpuzu, şimdi markete gidip bir dilim karpuz almaya işçinin, emekçinin, emeklinin gücü yetmiyor.

Sabah semt pazarına gidiyorsunuz, kimseler yok, bomboş!

Neden bomboş?

Çünkü vatandaşların çoğu pazarın sonunu bekliyor. Pazarın sonu gelirse ürün fiyatı düşer, bir kilo domates alacağıma iki kilo alırım diye düşünüyor millet…

Eskiden ‘Gel abla, gel abla’ diye bağıran esnaf, şimdi ‘Seçmece yok’ diyerek, soğanı patatesi doldurup poşete veriyor, çürük varsa kısmetine.

Eskiden ‘Doldur abla, doldur abla’ diye bağıran pazar esnafının sesi çıkmıyor. Çıksa da eskiden kilo kilo aldığımız sebze meyveler için ‘tanesi’ diye başlıyor cümleye.

Çünkü 7 bin 500 lira alan emeklide fileyi dolduracak hal kalmadı. Pazarın sonuna denk gelirse artan ya da yere atılan sebze ve meyvelerden dolduruyor filesini.

Emekliler;  “Pazarda gördüğünü canın istiyor, insansın. İstiyor ama alamıyorsun gücün yetmiyor ne yapalım” diyor. Bazı dar gelirli vatandaşlar da hava karardıktan sonra gittikleri semt pazarlarında pazarcıların çöpe attıkları sebze ve meyveleri toplayarak evlerine götürüyor.

Halk TV’de izlediğim “Karanlıkta geliyorum komşular, kimse görmesin diye. Utanarak giriyorum siteye yemin ediyorum.” diyen Arife teyze gözümün önünden gitmiyor.

“..Yerden topluyorum ben. Marulların yaprağını yerden aldım gidiyorum. Ne yapayım evde duvarı taşı mı yiyeyim? Yıkayıp salata yapıyorum. Gurur denilen bir şey kalmıyor. Aç kalınca mecbur alıp yiyorsun. Gurur fayda etmiyor. Bazen arkadaşlar görürse diye sağa sola bakıyorum ama onu da artık görmezden geliyorum…”

Anka Haber Ajansı’nın görüntülediği o teyzenin bu sözleri, her akşam kulaklarımda çınlıyor benim.

Eskiden anne ve babalar semt pazarına çocuklarıyla birlikte giderdi, onun istediğini alırdı. Şimdi aileler çocuklarını pazara götürmekten korkuyor.

“Ya çocuğumun canı bir şey çeker de alamazsam” diye korkuyor insanlar!

Hayat pahalılığı yaşamın her alanında toplumu derinden sarsıyor.  Poşet poşet sebze ve meyve alanlar artık tane tane almayı tercih ediyor, hatta tercih değil zorunluluk.  Bir salkım Tarsus üzümü alınır mı evet bir salkım üzüm alınıyor, iki salkım alsa iki kilo edecek ve parası yetmeyecek.

Büyük büyük semt pazarları yoktu eskiden ama insanlık vardı. Sebzesini meyvesini ve avlusunda yaptığı yufka ekmeğini paylaşırdı insanlar.  Bahçesinde yetiştirdiğini dağıtırdı komşularına.

 

Evet şimdi büyük büyük semt pazarları var…

Ama pazarın sonu gelsin diye günbatımını bekliyor insanlar!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sefa Saygıdeğer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.