Doğa'nın bir kanunu var

Doğa'nın kendine göre kanunları var.

Bu kanunlar çerçevesine; yer çekimi kanununa bağlı olarak, yağmurlar oluşur, akarsular oluşur, asırlar boyu akar.

Su kendi yolunu bulur.

Eğer ki sen doğa kanununa kafa tutarsan, o da döner senin kafanı kırar.

Üç beş kuruş için sen kalk dere yatağını değiştir.

Yolunu daralt, sonra "Yahu bu dere niye taştı?" diye kendi kendine sokurdanıp dur.

Egzoz gazları ile havayı kirlet, kalorifer ve ısınma bacaları ile zehirli gazları soluduğumuz havaya karıştır, Ozon Tabakası'nı del, sonra da "ne bu küresel ısınma" diye şikayet et kendi kendine.

Ben bu yaşımda hala o koca denizleri nasıl kirletme becerisini gösterdiğimizi anlamış değilim.

Farkında mısın bilmem,  tabiatın bize sunduğu yiyeceklerimizin genetiğini değiştirip, hastalıkları körüklüyorsun.

Ondan sonra da "Eskiden insanlar bu kadar sağlıksız değildi, şimdiki nesil fasafiso" diye kendi neslinle övün.

Genetiği bozulmuş İsrail tohumlarının peşinde koşup dur, ondan sonra.

Bizim doğaya yaptığımızın ihanetin yarısını o bize yapsa, tozumuz dumanımız kalmaz valla.

Doğa'nın ana ilkelerinden biri de üremektir.

Hiç bir canlı "ben üremek istiyorum" deyip te üremez

Mutlaka karşı cinsten birinin onayına ihtiyacı vardır.

Karşı cinse "Hadi gel üreyelim" dersin, kabul ederse ürersin.

Tabi bazen bunun istisnaları da olur ama?...

Yani tek taraflı istekle de gerçekleşebilir.

Bitkiler bile (bazı erselik bitkiler hariç), erkek bitkinin tozlanması olmadan meyve veremez.

Hatta bazen bit üçüncü etkene bile ihtiyaç vardır.

Mesela tozlanmayı kim yapacak?

Arı, Kelebek veya rüzğar olmadan, tozlanma da olmaz, döllenme de.

Horozu olmayan kümesin yumurtasından civciv çıkmaz.

Üreme derken bir anekdot aklıma geldi.

Antep Fıstığı Şam'dan gelmiş.

İlk getirenler de Urfa'lılar olmuş.

Fıstığı ekmişler.

Bir süre sonra bakmışlar ki, 10 ağaçtan biri fıstık vermiyor.

Sonradan anlaşılmış ki; erkek ağaçları kesince döllenme olmuyor ve hiç bir ağaç fıstık vermiyor.

Urfalı'lar erkek ağaçların büyümesini beklemişler.

Bu arada Antepli'lerin yetiştirdiği fıstıklar piyasaya hakim olunca, yetişen fıstığın adı da "Antep Fıstığı" olmuş.

Çocukluğumuzda "Şam Fıstığı" da denirdi.

Gelelim " para" meselesine.

Milattan önce 7'ci Yüzyılda, Lidya'lıların parayı buluşundan bu yana, 30 Asır'a yakın zaman geçmiş.

İki bin 700 yıl boyunca nice ilim adamları gelip geçmiş; paranın kendine göre kanunu oluşmuş.

Hiç kimse kendi başına "Benim paramın değeri şudur" diyememiş.

Piyasa neyi emrediyorsa değeri o.

Mesela 70'li yıllarda Rusya'da resmi kurda,bir Ruble 1,2 Dolar'dı.

Ama karaborsa'da (yani piyasada) bir dolara 4 ruble alınabiliyordu.

Hani yukarıda da dedim ya "Suyun akışını değiştirirsen, doğa sana ağzının payını verir"

Yani "Kassık sıkmayla, büzük daralmaz"

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ünsal Özdiker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.