Umutlar ve Kızlarımız

Umut, umut etmek, ummak… Sen nelere kadirsin. İnsanın beden sağlığı ne kadar önemli ise, ruh sağlığı, duygu ve düşünce yapısı da o kadar önemlidir. Yaşamda ki en büyük sermayelerimizden biridir umut. Ne güzel bir duygudur ummak…Sizi heyecan verir, enerji verir, adrenalinizi yükseltir, inanç verir, kendinize güveniniz artar, özgüveniniz gelişir. Kısacası umudunuzu muhafaza ettiğiniz sürece, kapasitenizi, meziyetlerinizi ve kuvvetinizi de muhafaza edersiniz.Umut, gece karanlığında size yol gösteren ay ışığı gibi, yıldızlar gibi, adeta bir yön pusulasıdır.
Eskiden Anadolu'da, bir kadının yeni doğmuş erkek bebekleri, art arda ölürse, yeni doğan erkek bebeğin kulağını delerlermiş... Şeytan gelirse, kız sanıp gitsin diye... Şeytanın bile yüz vermediği canım kız çocukları... (Bu coğrafyada kadın olmanın yazgısı da ayrı bir konu...)
Sanki biz de bu ülkede yaşarken her gün umudumuzun kulağını deliyor gibiyiz. Kötülüklerden korunmak için, umut etmekten vazgeçiyoruz…
İşler biraz yolunda gitse korkuyoruz… Parmak uçlarımızda yürüyoruz, "aman hayal kırıklığı duymasın" diye… Gizli gizli yaşıyoruz umudu… Ağız dolusu kahkaha atmaktan çekiniyoruz… Ne de olsa, "yemek yerken gülünmez" ya da "çok gülme, sonra ağlarsın" diye mesnetsiz sözlerle büyümüş bir kuşaktık biz...
Oysa umut, keyfi çıkarılacak bir şey değil miydi???
Umut, kalbin ferahlığa açılan kapısı değil miydi? İyileşmek için, yeniden başlayabilmek için lazım olan değil miydi?
En neşeli halimizle kurduğumuz çiçekli soframızda, tam umutlanmaktan bahsederken, hayal kırıklığı sofranın baş köşesine oturuverir bazen... Birden kendini enayi yerine konmuş gibi hissedersin... Hayata kızarsın, en çok da kendine, yine umutlandım diye...
İşte bunu yapmamak lazım…Bu aldanmalar hayatın ta kendisi aslında. ‘KALBİN MÜHÜRLÜ MÜ KALACAK?’ Tabii ki umutlanacaksın, yüz vermeyeceksin hayal kırıklığına... Varsın kös gibi otursun sofranın başına… Belki utanıp kalkar masadan... Umut yener belki onu... Beceririz belki bu sefer, belli mi olur?
Hep korka korka yürünmüyor … Işıl ışıl gülerken, "dur bakalım, ağlatmasın sonra" demeyeceksin… İnadına güleceksin… İnadı da, böyle sokmalıyız belki devreye...
Bir çocuk gibi şefkat göstermeliyiz umuda... Başını okşamalıyız, sarıp sarmalamalıyız ki büyüsün, vaktinden önce yorulmasın diye...
Biz bakmayacaksak, kim bakacak ona? Kim çoğaltıp, parlatacak? İçimizdeki karanlığı kim aydınlatacak?
UMUT, hep var olmalı... Çünkü o, ne kadar dövülse de ebeveynini affeden çocuk gibidir…Gelir sarılır yine sana...
Açın yüreğinizi, korkmayın… Varsın, hayal kırıklığı arada bir ziyaretinize gelsin. En fazla bir kahve içer gider, yatıya kalacak hali yok ya... Ama UMUT yüreğinizin en güzel yerinde daimi misafiriniz olsun...Tıpkı bir sarrafın vitrininde parıldayarak duran mücevher parçaları gibi.. Tıpkı, milyonlarca yıldızın arasında, ben buradayım dercesine asılı duran, kutup yıldızı gibi…

Hayatımızın her evresinde, yaşamımızın her döneminde var olsun UMUT… Ondan hiç vazgeçmeyelim…Onu hep muhafaza edelim… 0-6 yaş dönemimizi hatırlayalım… Henüz sevgiden, ilgiden, korunmaktan alaka görmekten başka bir durum yaşamadığımız, o muhteşem çocukluk günlerimiz… Saf, billur su gibi, kristal ayna gibi tertemiz, yıllar… Ya sonrası? İşte tümüyle hayatı öğrenmeye başladığımız ilk basamak; İlk okula başlamamız… Artık dış dünya ile temasımız başlıyor…İlk yalan, ilk haksızlık, ilk dürüst olmama, ilk adaletsizlik, ilk kötülük, ilk huy edinmeler gibi, kişiliğimizi, karakterimizi, huy ve davranışlarla düşüncelerimizi oluşturmaya başlayan yıllar…Artık okul hayatı ile birlikte, toplum içine yavaş yavaş karışma dönemimiz de başlıyor…Yeni yeni arkadaşlar ediniyoruz…Kimi iyi, kimi kötü…Kimisiyle farkında olmadan, kimisiyle farkında olarak başlayan arkadaşlıklar… Aradan su gibi geçen yıllar ve ergenliğe erişme yaşımız…. 11 yaş dan, 12-13-14 yaşına kadar devam eden süreç… VE yavaş yavaş şekillenen kişiliğimiz, karakterimiz… Tahsile devam edenler tahsile, okulu bırakıp sanata, ustalığa, ticarete yönelenler, o yönlere… Şurası muhakkak ki, ne yaparsan yap, kim olursan ol, hangi mevkii, makamda olursan ol, ister iş adamı, ister sanatçı, sporcu, siyasetçi… Hep bir UMUT taşırsın…

SON SÖZ:’’ YAŞAMA TUTUNMAK İSTİYORSAN, ASLA UMUDUNU KAYBETME.’’

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alper Tansel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 5 Ocak Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 5 Ocak Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 5 Ocak Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 5 Ocak Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.