SP Genel Merkezi’nde Başkanlık makamındaki görüşme oldukça samimi bir ortamda gerçekleşti. Çokduygulu’nun ülke gündemine dair sorularını içtenlikle yanıtlayan Genel Başkanı Mahmut Arıkan, çarpıcı mesajlar verdi.
İşte; Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın 5 Ocak Medya Grup Kurucu ve Onursal Başkanı Savaş Çokduygulu’nun sorularına verdiği cevaplar:
SON DÖNEMDE YAPTIĞINIZ AÇIKLAMALARDA HUKUK SİSTEMİ VE ADALET VURGUSU ÖNE ÇIKIYOR. ELEŞTİRİLERİNİZ TOPLUMDA NASIL BİR KARŞILIK BULUYOR? SİYASET KURUMUNUN BU ELEŞTİRİLERİ YETERİNCE DİKKATE ALDIĞINI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ? BU KONUDA TOPLUMA VERMEK İSTEDİĞİNİZ TEMEL MESAJ NEDİR?
“Türkiye bugün maalesef adaletin "güçlülerin kalkanı" haline geldiği bir süreçten geçiyor. Bizim hukuk sistemine dair eleştirilerimiz sadece teknik bir aksaklığa değil, sistemik bir çürümeye işaret ediyor. Toplumun her kesiminden; işçisinden akademisyenine, esnafından emeklisine kadar herkesten büyük bir destek görüyoruz. Çünkü insanlar artık mahkemeye gittiğinde "haklı mıyım?" diye değil, "arkamda kim var?" diye sormaya başladı. Siyaset kurumu bu çığlığı görmezden gelmeye çalışsa da mızrak artık çuvala sığmıyor. Topluma mesajımız nettir: Adalet mülkün temelidir ancak bugünkü iktidarın elinde mülk, adaletin temeli haline gelmiştir. Biz, hukuku siyasallaşmış tüm ağlardan temizleyerek, "hakkın" üstün tutulduğu bir düzeni yeniden kuracağız.”
PARTİ POLİTİKALARINIZDA AHLAK VE LİYAKAT VURGUSU DİKKAT ÇEKİYOR. BU İKİ KAVRAMI SOMUT OLARAK NASIL HAYATA GEÇİRMEYİ PLANLIYORSUNUZ?
“Saadet Partisi olarak ahlak ve liyakati siyasetimizin sadece ruhu değil, devlet yönetiminin işleyiş şeması olarak görüyoruz; bu iki kavramı somutlaştırmak adına, kamuda mülakat sistemini tamamen kaldırarak yerine sadece ehliyet ve uzmanlığı ölçen objektif bir merkezi sınav sistemini getirmeyi, devlet kadrolarını akrabalık veya parti sadakatiyle değil, işin gerektirdiği yetkinlikle doldurmayı hedefliyoruz. Ahlak vizyonumuzun bir gereği olarak, şeffaflığı ve denetlenebilirliği tüm kamu harcamalarında zorunlu kılarak "Yolsuzlukla Mücadele Yasası"nı en sert biçimde hayata geçirecek, kamu kaynaklarının bir zümreye değil, halkın tamamına adil bir şekilde dağıtıldığı, rüşvetin ve iltimasın kapısından geçemediği bir devlet yapısını "Önce Ahlak ve Maneviyat" düsturuyla yeniden inşa edeceğiz.”
GENÇLERİN SİYASETE OLAN İLGİSİNİN AZALDIĞI YÖNÜNDE BİR KANAAT VAR. SAADET PARTİSİ GENÇ SEÇMENE NASIL ULAŞMAYI HEDEFLİYOR?
“Gençlerimizin bugün en büyük sorunu, kendi ülkelerinde "misafir" gibi hissetmeleridir. Gençler sadece ekonomik krizle değil, aynı zamanda düşünce özgürlüğünün kısıtlanması ve gelecek kaygısıyla boğuluyorlar. Saadet Partisi olarak biz onlara "gelin bize oy verin" demiyoruz, "gelin bu ülkeyi birlikte yönetelim" diyoruz. Gençlere ulaşmak için onların dijital dünyasını, beklentilerini ve özgürlük tutkularını anlayan bir dil geliştiriyoruz. Beyin göçünü tersine çevirecek, gençlerin yeteneklerine göre istihdam edildiği ve fikirlerinin suç sayılmadığı bir Türkiye vaat ediyoruz. Bizim gençlik politikamızın merkezinde yasaklar değil, imkanlar var.”
MEVCUT EKONOMİK TABLOYA KARŞI EN ACİL ÇÖZÜM ÖNERİNİZ NEDİR?
“İktidarın ekonomi yönetimi pansuman tedbirlerle günü kurtarmaya çalışıyor. Oysa bizim reçetemiz köklü bir değişimdir. En acil adım, faiz lobilerine ve ranta giden kaynakların kesilip doğrudan üretime aktarılmasıdır. "Türkiye Kalkınma Planı" kapsamında hazırladığımız 41 Master Projemiz ile sanayiden tarıma, teknolojiden enerjiye kadar her alanda yerli üretimi canlandıracağız. Özellikle stratejik ürünlerde dışa bağımlılığı bitirecek "Tarımsal KİT"leri yeniden kuracağız. Borç-faiz-borç sarmalından kurtulmanın tek yolu, alın terinin karşılığını veren, rantı değil üretimi kutsayan bir "Adil Düzen" ekonomisidir denk bütçedir. Biz enflasyonu kağıt üzerinde değil, halkın pazar çantasında düşüreceğiz.”
SON DÖNEMDE YAPTIĞINIZ AÇIKLAMALARDA TOPLUMSAL KUTUPLAŞMAYA KARŞI UYARILARINIZ VAR. TÜRKİYE BU GERİLİMİ NASIL AŞABİLİR?
“Türkiye, uzun süredir "biz ve onlar" ayrımı üzerinden yönetilerek enerjisini içeride tüketiyor. Bu kutuplaşma, iktidarın elindeki en büyük siyasi sermaye haline gelmiş durumda. Biz bu gerilimi, siyasetin dilini "hakaret"ten "hikmet"e çevirerek aşacağız. Mahalle baskısını, kimlik siyasetini ve inançların istismar edilmesini reddediyoruz. Toplumsal barış, ancak farklılıkların birer tehdit değil, zenginlik olarak kabul edilmesiyle mümkündür. Saadet Partisi olarak biz, toplumun tüm renklerini kucaklayan bir "kardeşlik hukuku" inşa etmek istiyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla kavga değil, daha fazla kucaklaşmadır.”
SAADET PARTİSİ’NİN YENİ DÖNEMDE DİĞER SİYASİ PARTİLERLE İŞ BİRLİĞİ YAKLAŞIMI NASIL OLACAK? İTTİFAKLARA BAKIŞINIZDA BİR DEĞİŞİM VAR MI?
“Saadet Partisi olarak ittifaklara yaklaşımımız bir seçim matematiğinden ziyade, Türkiye’nin derinleşen krizlerini aşacak bir "ilkeler mutabakatı" zeminine oturmaktadır; mevcut sistemin dayattığı bloklaşmalar yerine, adaleti, liyakati ve üretim ekonomisini merkeze alan stratejik iş birliklerini önemsiyoruz. Bizim için ittifak ruhu, sadece iktidar değişimi değil, devletin tüm kurumlarıyla yeniden inşası ve toplumsal kutuplaşmanın son bulması demektir; bu nedenle kapılarımızı Millî Görüş prensipleriyle çatışmayan, Türkiye’nin tam bağımsızlığını ve "Yaşanabilir Türkiye" idealini savunan tüm yapılarla diyalog kurmaya açık tutarken, asıl büyük ittifakı "Türkiye Divanı" vizyonumuzla doğrudan milletimizin her bir ferdiyle sahada kurmayı hedefliyoruz.”
ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE SEÇMENLERE VERMEK İSTEDİĞİNİZ EN TEMEL MESAJ NEDİR? TÜRKİYE İÇİN NASIL BİR VİZYON ORTAYA KOYUYORSUNUZ?
“Bizim vizyonumuz; sadece tabelaların değiştiği bir Türkiye değil, zihniyetin değiştiği bir Türkiye’dir. Seçmenlerimize mesajımız şudur: "Çaresiz değilsiniz, çare sizsiniz ve Milli Görüş'tür." Vizyonumuz; pasaportu dünyanın her yerinde itibar gören, vatandaşının yarınından korkmadığı, tam bağımsız ve öncü bir Türkiye inşa etmektir. Biz sadece Türkiye'nin değil, mazlum coğrafyaların da umudu olan "Yeni Bir Dünya" düzeninin öncüsü olma iddiasındayız. Bu, hayali bir hedef değil, doğru bir yönetimle çok kısa sürede ulaşılabilecek bir gerçektir.”
CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI TARTIŞMALARININ İSİMLER ÜZERİNDEN DEĞİL, İLKELER ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLMESİ GEREKTİĞİNİ İFADE ETMİŞTİNİZ. BU YAKLAŞIMINIZI BİRAZ DAHA DETAYLANDIRIR MISINIZ; HANGİ İLKELERİN ÖNE ÇIKMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
“Türkiye’nin sorunu bir "kişi" sorunu değil, bir "sistem" sorunudur. Eğer sistemi düzeltmezsek, gelen her isim zamanla mevcut gücün cazibesine kapılabilir. Bu yüzden cumhurbaşkanlığı tartışmalarının falanca veya filanca isim yerine; "Kuvvetler ayrılığına inanıyor mu?", "Denetlenebilir bir yönetimi savunuyor mu?", "Yargı bağımsızlığını sağlayacak mı?" gibi sorular üzerinden yürütülmesini istiyoruz. Bizim için isimler gelip geçicidir, kalıcı olan ise adaletin ve demokrasinin kurumsallaşmasıdır. Adayın kimliğinden ziyade, bu ilkeleri imza altına alacak bir ortak akıl şarttır.”
TÜRK SİYASETİNDE ARTIK KAVGANIN, YÜKSEK PERDEDEN BAĞIRMANIN YERİNİ MİLLİ BİRLİĞİN ALMASI VE İLKELERİN ORTAYA KONMASI GEREKTİĞİNİ BELİRTTİNİZ BU AÇIKLAMANIZ DA ÇOK KONUŞULDU SİYASİ ARENADA. BU KONUDAKİ DÜŞÜNCENİZİ BİRAZ DAHA AÇAR MISINIZ?
“Yeni nesil siyaset anlayışımız ile bunu aşıyoruz. Siyasetteki yüksek perdeli bağrışmalar, aslında bir fikir yoksunluğunun maskesidir. Söyleyecek sözü olmayanlar sesini yükseltir. Biz, bağırmanın değil, hakikati fısıldamanın daha etkili olduğuna inanıyoruz. Siyasi arena bir savaş alanı değil, millete hizmet yarışıdır. Milli birliği sağlamanın yolu, muhalefeti "düşman" veya "hain" ilan etmekten vazgeçmektir. Bizim anlayışımızda devletin bekası, vatandaşın refahı ve huzuru ile eş değerdir. Kavga ederek değil, müzakere ederek, ortak paydalarda buluşarak Türkiye'yi düzlüğe çıkarabiliriz.”