Ne diyorduk; “Emekli maaşlarına zam ama adaletli zam” meselesi.
“Çok düşük emekli maaşı alanlara” pozitif ayrımcılık düzenlemenin sinyalleri geldi.
Umarız adaletli bir düzenleme olur.
Bir hesap:
Emekli maaşı 2000 lira olan bir vatan evlâdının maaşına yüzde 50 oranında zam yaparsanız, yeni maaşı 3000 lira olur…
Maaşı 15 bin lira olan bir başka vatan evlâdına aynı zam oranını uygularsanız, yeni emekli maaşı 22 bin 500 lira olur.
Maaşlar arasındaki büyük fark, daha da büyür!
Makası biraz olsun kapatmak, iyi olmaz mı?
Yüksek alan yine yüksek alsın, yine ama en alttakinin de canı çıkmasın.
Biz bunları yazıp söyleyince, arzu ettiğimiz yönde gelişmeler olmaya başladı.
Çok yüksek maaş alanlara haksızlık yapılmasın elbette, onlara da “hissedilir oranda” zam yapılsın.
Bununla birlikte, bu memleket için yıllar yılı emek vermiş “torun torba sahibi” insanlarımızın 1700, 2000, 2500 TL’lik maaşlarına çok güçlü destek gerekmez mi?
Bir de, dul ve yetimlerimiz var. Onların büyük bölümü de sıkıntıda.
Yaşadığımız için çok iyi biliyorum, maaşları çok çok düşük!..
Bunlar ne yapsınlar, bu acıları büyük, boyunları bükük vatan evlâtlarına “pozitif ayrımcılık” yapılması gerekmez mi?
Anne kız, toplam 1200 lira maaş alanları biliyorum!.. Dul ve yetim, nasıl yaşasın!
Bırakın büyükşehirleri, küçük şehirlerde bile kiralar patlamış durumda.
Evden çıkartılan bir vatan evlâdı, yeni evi kaç liraya bulabilir, etrafınıza bakın ve lütfen söyleyin.!
Bu arada, biz bunları yazınca, yani “en alttaki kesime” pozitif ayrımcılık talep edince,
Yüksek maaş alanlardan bazıları, “Biz zamanında en yüksekten prim ödedik, bize daha az zam oranı uygulanması haksızlık olmaz mı?” diyorlar.
Dediğim gibi, emeklilik sisteminde düzeltilmesi gereken birçok nokta var.
Adaletin olmadığı yerde de huzur asla olmaz!
Bizimkisi; açlık sınırının çok çok altında maaş alanlara, bir “can simidi” atılmasını istemekten ibaret.
Zamanında çeşitli mecburiyetlerden dolayı, çok üst düzeyden prim ödemeyenler de olabilir.
Kimin neler yaşadığını bilemezsiniz!..
Şimdi aklıma geldi, hani çocukluğumuzda ezberletilen bir “masal” var;
Ağustos böceği ile karınca.
Efendim;
Yaz boyunca gününü gün eden, gitar çalan ağustos böceği ile yaz boyunca evine “malzeme stoklayan” karıncanın masalı…
Bütün yaz yatan, eğlenen ağustos böceği, kışın aç kalınca, ağlar halde karıncanın kapısını çalıyor ve bir miktar yiyecek istiyor.
Karınca da tam bir “peşin satan” duruşuyla, “Madem yazın yattın, eğlendin, kışın da aç kalacaksın!” diyor.
Ve kapıyı “aç biilaç” ağustos böceğinin suratına kapatıyor!..
Ben bu masalı ilk duyduğumda, “Keşke, sadece nasihat vermeseydi. Birazcık da yiyecek verseydi ve öyle gönderseydi ağustos böceğini!” demiştim.
Çocukluk işte!..
Bizim çok az maaş alan emeklilerimiz masaldaki ağustos böceği gibi değiller elbette.
Onlar, ömürlerinin en verimli yıllarını ha bire çalışmakla geçirmişler.
Ve günü gelince de emekliliği hak etmişler.
Emekliliği hak eden herkesin, ömrünün son demlerini biraz olsun “düzgün” maaşla geçirmeye hakkı yok mu?
Ben çocukken, “Altta kalanın canı çıksın!” sözüne çok kızıyordum.
Şimdi de öyle.
“Kimsenin canı çıkmasın, hepimiz aynı gemideyiz!” diyorum.
SON SÖZ:’’EMEK VERDİĞİN İNSANLAR BİR GÜN SENİ HARCADIĞINDA, İŞTE O ZAMAN DEĞİŞİRSİN.’’