“Adana'nın lobisi yok…”Yıllardır dilimize pelesenk olmuş bu cümle, artık sadece kulak tırmalıyor. Çünkü Adana’nın lobiye ihtiyacı yok. Adana zaten doğuştan lobilidir. Yeter ki görebilen bir gözle, hissedebilen bir yürekle bakılsın bu toprağa...
Dünya, ölümsüzlüğün peşinde. Ölümsüzlük iksirinin sahibini —Lokman Hekim’i— herkes bilir. Mis gibi kokan şifalı otlarıyla, ölüme meydan okuyan bilgeliğiyle hatırlanır. Misis Köprüsü desem…
"İnce Memed" dendiğinde dört bir yanda bir suskunluk olur, ardından derin bir saygı doğar. Yaşar Kemal’in kalemiyle dağlar konuşur. O da bu topraklardan çıktı, hem de Hemite köyünden… Bugün Osmaniye sınırları içinde olsa da kökleri Adana’nın bereketli topraklarında yeşerdi.
Orhan Kemal’in Baba Evi’ni okumayan kaldı mı? Yazdığı her eser ekranlara taşındı; reytingleri alt üst etti. Edebiyatla sokağın dilini buluşturdu.
Yılmaz Güney… Çirkin Kral’ımız. Dünyanın dört bir yanında tanındı. Onun ismi, bir ülkenin vicdanında yankı buldu. Sinema isyanı ondan öğrendi. Adanalıydı.
Ve Nejat Uygur… Güldüren adam. Mizahı, insan sevgisini, yaşam enerjisini bu topraklardan aldı. Adana’nın içtenliğini sahneye taşıdı.
Taş Köprü… Dünya üzerindeki en eski köprülerden biri. Hâlâ dimdik ayakta. Ama mahzun… Mostar’da fotoğraf çektiren Adanalı, dönüp Taş Köprü’nün gözüne bakmaz. Oysa o, geceleri hüzünle izler bizi. Bir çift söz, bir parça ilgi bekler.
Tepebağ'dan bahsetmiyorum bile… O kadar çok medeniyet geçti ki bu topraklardan. Şahmeran’ı Papua Yeni Gine’de sorsanız anlatırlar ama biz, burnumuzun dibindeki Yılan Kale’nin hikâyesinden bihaberiz.
Dünyada yalnızca bir kişinin taşıdığı “İmparator” lakabı Fatih Terim'e aittir. Adana’nın tozlu sokaklarında top peşinde koşarken yazılmıştı kaderi. Dünya sahnesine buradan çıktı.
1913 yılında, pamuk için kurulan bir ticaret borsamız var: Adana Ticaret Borsası... Beyaz altının kalbinde parlayan bir merkezdi burası. Bir zamanlar dünyayı aydınlatan yerdi Adana.
Altın Koza Film Festivali… Sinemanın kalbi Adana’da atar. Pamuk tarlalarının ortasında, beyazperdenin en karanlık hikâyeleri anlatılır burada.
İki denizimiz var desem, kim inanır? İkisi de yüreklerde saklı…
Amin Maalouf bile Doğu’nun Limanları kitabında Adana’dan söz ederken, biz hâlâ “Adana’nın lobisi yok” deriz. Oysa mesele lobi değil. Mesele vizyon.
Lobi arayanlara sesleniyorum:
Lobiniz batsın sizin.
Adana’nın lobiye değil, farkındalığa ihtiyacı var. Bu topraklar doğuştan lobilidir. Ama bu toprakları yönetenlerde ne kulak var, ne kalp… Ne tarih bilinci ne gelecek hayali…
Adana’nın lobisi değil, vizyonu yok.
Ve asıl sorun da tam burada başlıyor.
Son söz:
"Bende bu vakayiin ilk hissi teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur…"
Dedi Gazi Mustafa Kemal.
Ve bir ulusun kaderi, işte o anda, bu topraklarda yazılmaya başlandı.
Bu söz artık bir tarih cümlesi değil…
Bir kehanettir.
Bir mirastır.
Ve biz bu mirası hâlâ fark edemiyoruz.