Lavanta Kokulu Bir Evdi Bizimkisi

Geçen gün bahçede oturuyordum. Etrafta arılar her yeri sarmıştı. Arıları severim; çalışkanlığı ve disiplini temsil ederler. Fakat, lavantaları daha da çok sevdim. Lavantaların birkaç tanesini bahçeden topladım. Çingenelerin hep bu lavantaları toplayıp kuruttuğunu ve sattığını biliyorum. Ben de eve birkaç dal koparıp koydum. Lavantaları birkaç gündür kurutuyorum. Beni bir hayli etkiliyor. Görkem, muhteşemlik ve esrarengizlik... İşte bütün olay buydu. Herkes için sıradan olan lavanta benim için bir hayli anlamlı olmuştu.

Sadece çiçek olduğu için değil de güzel koku yaydığı için, mor yani benim en sevdiğim renklerden biri olduğu için ve evde yaydığı koku ile huzur, mutluluk ve özgürlüğü bana hatırlatan bir çiçek olduğu için etkiledi beni. Mutluluğu severim ve başkasında, bir ortamda falan değil kendi içimde ararım. Zaten mutluluk yalnızken daha da güzel hissedilir. İnsana huzur verir. Bir söz vardır “Yalnızlığı tadan bir daha kimse ile yaşayamaz” diye. Evet, yalnızlık sinsi bir şeydir bireyin kendini tanımasını ve bireysel olarak mutlu olmasınısağlar. Huzur da öyle güzeldir. Öylesine boş, rahat, hissiz ama güzel işte öylece güzel. Güzel duyguları hissetmek, kendini bu duygular ile donatmaktan iyi bir şey yok. Kalp temizleniyor, iyilik artıyor; iyilik yaptıkça iyilik artıyor. Kalbi kirleten duygulardan uzak duruluyor. O duyguları hissetmek veya hissetmemek tamamen sizin elinizde çünkü duyguları yöneten iki şey vardır kalp, nefs ve akıl.