Kusurunu bilmek de bir erdem

Bir saka (eskiden evlere su taşıyanlara denirdi) boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kova ile emrinde çalıştığı patronunun evine su taşır ve oradaki depoyu doldururmuş.

Ancak, saka fakir.

Patronu mu?...

Şimdi “aksine çok mu zengin” diye merak edecekseniz, peşinen söyleyeyim.

O, işçisinden de fakir.

“İki fakir bir çuvalı dolduramaz” diyeceksiniz biliyorum.

Ama 60 yaşın üstündekiler bilirler, eski günler bir başka idi.

Bilhassa ramazanlarda esnaf; sabahleyin kendisine gelen ikinci müşterisini “Komşum siftah etmedi, lütfen ondan alışveriş yapın” diye karşılardı.

O yüzden fakir insanlar da “ bir lokma ekmek de komşumun boğazından geçsin” diye, kendilerinden daha fakir olanlara iş verirlerdi yanlarında.

Bizim “patron işçisinden de fakir sözümüz onların yoksulluk derecelerine vurgu yapmak içindir.

Biz yine fakir işçimize dönelim.

Sözünü ettiğimiz saka, bir gün bakmış ki kovalardan biri çatlak.

Ancak yerine yeni bir kova alacak para kendisinde de patronunda da yok.

Tabi bunun doğal sonucu olarak da sağlam kova her seferinde patronunun evine ulaşana kadar olan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabiliyormuş.

Bu durum belki iki yıl boyunca , her gün aynı şekilde devam etmiş.

Kısaca özetlersek; sucu her seferinde 2 kova yerine 1.5 kova su götürebilmiş.

Hikaye bu ya; sağlam kovanın başarısından arkadaşına karşı övünüp dururken, delik kova görevini iyi bir biçimde yerine getirememekten utanç içerisinde kalıyormuş.

Bu iki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında su yüklenirken sucuya sormuş:

“Patron patron beni iyi dinle. Bu aksaklıktan ötürü kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum”

“Neden” diye sormuş saka “niye utanç duyuyorsun?”

Kova ağlayarak cevaplamış;

“Çünkü iki yıldır, çatlağımdan su sızdığından, taşıma görevimin sadece yarısını yerine getiriyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu işinde kaybediyorsun.

Sucu emektar kovasını şefkat içerisinde okşayarak şöyle demiş;

“Bu kadar üzülmene gerek yok. Bir kere ben sizi yüklenip patronun evine dönerken, yolun senin tarafındaki çiçeklere dikkatle bak”

Gerçekten de tepeyi tırmanırken, çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ve onları ısıtan güneşi görmüş.

Ancak pek bir şey anlamamış.

Bunu fark eden sucu da sözüne devam etmiş;

“Yolun sadece senin tarafında çiçekler açtığını, ancak diğer sağlam kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi?.Bunun sebebi; benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Zira senin dibinden su sızmasını önleyemediğim için yolun sağ tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün ırmaktan dönerken sen onları suladın. Ben de tam iki yıldır bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun evin süsledim. Anlayacağın senin kusurun benim patronuma, demet demet, güzel kokulu çiçekler sundu.

Demem o ki;

İçinde bulunduğumuz bu mübarek günlerde; kusurumuzu bilerek hareket etmek ve onlardan yararlanmak gibi bir alışkanlık edinebiliriz.

Bu pekala mümkün.