Küçük kıvılcımlar, büyük yangınlar…

İnsanlık tarihi boyunca kötülük, genellikle büyük ve karmaşık planların ürünü olarak hayal edilmiştir. Oysa gerçekte, toplumsal felaketlerin ve bireysel trajedilerin fitili, çoğu zaman şaşırtıcı derecede küçük, önemsiz görünen bir olayla ateşlenir.

Şeytan ve İfrit’in ibretlik hikâyesini bilmeyeniz yoktur. Bu hikâye, bize dış etkenlerin sadece bir tetikleyici olduğunu, asıl yıkımın ise insanın içindeki kontrolsüz duygulardan kaynaklandığını hatırlatır.

Hikâyede Şeytan’ın tek hamlesi, bir ineğin ipini gevşetmektir. Şeytan ne tarlayı talan etmiştir, ne de bir cana kıymıştır; o sadece, kaosun oluşabileceği uygun bir zemin hazırlamıştır. Günlük hayatımızda bu gevşek ip, bazen trafikte edilen bir küfür, bazen yanlış anlaşılan bir mesaj, bazen de bir anlık dikkatsizliktir.

***

Hikâyedeki olaylar silsilesi, bir domino etkisinin veya kelebek etkisinin en vahşi örneğidir. Komşu kadın, tarlasına zarar veren ineği gördüğünde mantıklı bir çözüm aramak yerine, öfkesine yenik düşer. Baş edemediği öfke, insan dürtüsünün ne kadar kuvvetli olduğunun kanıtıdır.

Bir hayvanın açlıktan yaptığı hataya, öldürücü bir şiddetle karşılık verilir. Yani orantısız tepkiyle birlikte, orantısız güç kullanılmıştır.

İneğin sahibi, kendi kaybını telafi etmek yerine intikamı seçer. Bu, dişe diş, göze göz anlayışının toplumsal bir körlüğe dönüşmesidir. İnsanoğlunun kendi adaletini sağlamasından başka bir şey değildir.

Bireysel bir kavga, aidiyet duygusu ve aşiret psikolojisiyle tüm köye yayılır. Bunun adı da; Kolektif cinnettir..!

Peki, sorumluluk kimde?

Şeytan’ın çırağına verdiği cevap ise, aslında hikâyenin ana temasını oluşturuyor; "Ben kimseye öldür demedim... Ben sadece ineğin ipini gevşettim. Geri kalan vahşeti, insanların içindeki öfke, tahammülsüzlük ve intikam duygusu yaptı..!"

Bu itiraf, suçun dışsallaştırılmasına yönelik sert bir eleştiridir. İnsanlar hatalarının faturasını çoğu zaman şeytana, şansa veya başkalarına kesmeye meyillidir. Ancak hikâye, irade ve sağduyu eksikliğinin asıl suçlu olduğunu açıkça gösterir.

***

Huzurlu bir köyü harabeye çeviren şey, teknik olarak gevşek bir ip gibi görünse de, aslında toplumun temellerini kemiren tahammülsüzlük virüsüdür. Bir felaketi durdurmanın yolu, ipi tutan elleri suçlamaktan önce, ip gevşediğinde göstereceğimiz tepkiyi yönetmekten geçer. Eğer öfke, mantığın önüne geçerse sadece tarlalar değil, hayatlar da talan olur.

Sonuç olarak, toplumsal felaketleri durdurmanın yolu "ipi kimin gevşettiğini" aramaktan ziyade, o ip gevşediğinde ipi tutacak sağduyulu elleri çoğaltmaktır. Eğer birey, olay ile tepki arasındaki o kritik boşlukta durmayı başaramazsa, toplumun her ferdi kendi felaketinin mimarı olacaktır.