KRONİK BİR HASTALIK, ONU BİZ GETİRDİK .

Az gelişmiş ya da bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin iş dünyasında, çok belirgin bir alışkanlık var. Öyle ki; ‘adamını bul’ sözü, literatüre girmiştir. Kronik hale gelen bu uygulama, her dönemde varlığını bütün ağırlığıyla sürdürüyor.

Bu ülkede birileri birilerini bir şekilde bir yerlere getiriyor. Tekerleme gibi mi oldu ?

Ama gerçek bu.Yani birileri bir yerlere kendi bilgisi, becerisi, çalışkanlığı, yani liyakati nedeniyle değil de, birilerinin tavsiyesi, önerisi, aracılığı ilişkileri, menfaatler, kısacası torpili ile getiriliyor .

Bu getirilme olayı, getirilenin kişiliğine, insanlığına, izzeti nefsine , onuruna aşağılayıcı bir hakaret içerdiği halde, ne hikmetse, bu getirilen kişi bunu hiç dert etmiyor.“Yahu ben bu kadar yetersiz, beceriksiz ve aciz birisi miyim ki bir yerlere gelebilmek bir şeyler olabilmek için, birilerinin bu ahlâksız aracılığına ihtiyacım olsun, demiyor, diyemiyor.

Hatta bir yerlere gelmek getirilmek için, köpekler gibi ona buna yalakalıklar yapıyor, dilenciler gibi kapı kapı dolaşıyor. Böylelerine, gel seni vali yapalım desen koşa koşa geliyor.

Demiyor ki, benim tahsilim, tecrübem, kültürüm, devlet işlerine ve mevzuata vukufiyetim yeterli değil, hayır ben yapamam… Evet bunu demiyor, hadi beni, vali yap diyor…

Peki, hiç kimse getirmezse birisi bir yerlere nasıl gelecek? Öncelikle bir yerlere gelmek

zorunda değiliz, getirilmek zorunda hiç değiliz . Onurlu ve kişilik sahibi insanlar olarak bize verilen, sağlık, akıl ve zaman nimetlerini kullanarak ve çok çalışarak bir yerlere gelmek değil, ama bir değer olmak zorundayız. Biz bir değer olursak, bir yerlere gelsek de olur gelmesek de .

Bir de bir yerlere getirilenin değil, ama onu getirenin olayı var. Falancayı oraya

ben /biz getirdik demek öğünülecek bir iş olmadığı gibi, aksine son derece tehlikeli ve

sorumluluk yükleyen bir harekettir. Çünkü, hak etmediği halde oraya getirilen kişinin hep bir yanı eksik kalıyor. İşe girmesine ya da bir terfi ile mevki sahibi olmasına neden olan kişiye muğber oluyor. Onun her dediğini yapmaya kendini zorunlu hissediyor…Daha açık bir deyimle, onun emir eri oluyor, ona karşı boynu eğri kalıyor… Biliyor ki, vesile olan kişi arkasında durmasa, ya işini kaybedecek, ya da mevkiini…

O getirilen kişi getirildiği yerin gerektirdiği ehliyet ve liyakate sahip değilse, onun orada

yaptığı ve yapacağı her hatadan her kötülükten onu getiren kişi de en az onun kadar mesul olur . Öyle ya senin tavsiyenle, kefaletinle aracılığın veya torpilinle o arkadaşı oraya getirdiler. Sana

senin sözüne güvenerek emaneti o arkadaşa verdiler, veya öyle görünüyor. O işi yapmaz, yapamaz, yüzüne gözüne bulaştırır, görevi kötüye kullanır, sömürür çalar çırpar, yolsuzluk hırsızlık münafıklık yaparsa bunlarda senin ve onu oraya getirenlerin payına hiçbir şey düşmez mi? Emanete ihanet ederse, sen ona kefil olduğun için, onun yaptığı bütün zarar ziyanı senin tazmin etmen gerekmez mi?

Bu ülkede torpilsiz aracısız iş mi olur? Hangi devirdeyiz?Arkadaş sen uzaydan mı geldin, hangi ülkede yaşıyorsun mu dediniz?

Cevap kısa ve basit; ben dünya dürüstlük ve ahlak sıralamasında 71’nci gelen bir ülkede yaşıyorum.

Çocuklarımız bize Anne, Baba. Biz neden dünyadaki en düzenbaz, en yalancı en ahlaksız, en yolsuz ülkelerin başlarında geliyoruz? Hatta öyle ki; Bu hususta, harita da yerini dahi zor bulup göstereceğimiz bir çok Afrika ülkesinden daha kötü durumdayız. Yoksa biz Müslüman

falandeğil miyiz? Niçin 71’nci sıradayız? Hani Müslüman ahlakı? Hani Müslümanın adaleti? Hani Hz. Peygamber’in ‘’ İşi ehline veriniz, hadisi? Temizlik imandan gelir deriz ama lafta kalır. Şehirlerimiz, parklarımız, yollarımız, toplu yaşam alanlarımız pislikten geçilmez. Nedir bu? Ne olacak? Cehalet, bilinçsizlik, sorumsuzluk, kuralsızlık,kültürsüzlük, insanların temel hak ve hürriyetlerine saygı duymamaktır…

Ayrıca bizim 200 küsur üniversitemiz ne işe yarıyor deseler, ne cevap vereceğiz ?

Sonrada, gelişmiş ülkeler ve Avrupa bizi küçümsüyor, hakir görüyor diye kızıyor, hayıflanıyoruz.

Peki, neden onların sahip olduğu yüksek yaşam standartlarına sahip olmaya, eksiklerimiz gidermeye çalışmıyoruz. Olmaazz…!!! Çünkü öyle olmak, her şeyden önce iyi bir eğitim gerektirir. Emek ister, çalışmak ister… İyi, güzel, doğru olanlara yönelmeyi ister…

Senelerdir sefil hayata alışmış bu insanlar mı yapacak?

Bir düşünün lütfen; gelişmiş ülke vatandaşları ile Avrupalı biziz niçin istemiyor?

SON SÖZ:’’ CAHİLLE GİTME YOLA, BAŞINA GETİRİR BELA.’’