KOSTA RİKA

Merak ediyorum; caddeye çıksak, ya da bir üniversite yoluna gitsek, gelene gidene mikrofon uzatsak, Kosta Rika’yı sorsak; Kosta Rika nedir desek, kaç kişi bilir? Ya da Kosta Rika diye bir ülke var, hangi kıtadadır desek, nerede olduğunu kaç kişi bilir…!!! İşta bu günkü yazımızda, bu ülkeden bahsedeceğiz.

Aptallıklarından Ders Alan Bir Ülke…

Kosta Rika

(Pura Vida: Saf ya da Dürüst Yaşam)
Ülkenin ismini söylemeden önce hikayesini öğrenmelisiniz.
Bir Avrupa ülkesini tanıtacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Bu ülkenin bağımsızlığının 200.cü yılını kutlamasına 3 yıl kaldı.
Önceleri sömürge ülkesi iken, bağımsız olunca kendini şaşırmış…!!!
Komşuları ya da ülke içinde etnik ayrımcılık yüzünden bol bol savaşmış…
Bu rüzgara kendini öylesine kaptırmış ki, tam 150 yıl sonra akılları başlarına gelmiş.
Toplumda her şey bulaşıcıdır. Gülmek, moral bozukluğu, aptallık veya efendilik.
Bunu fark etmeleri, özgür bir ülke olarak yaşama geçmeleri için, tam 150 yıl, diktatörlük, 2 darbe, kaos, kavga, komşular ile ilişkilerde dengesizlik, buna bağlı halkta huzursuzluk, adaletsizlik, adam kayırma gibi halkın mutlu olma indeksini düşüren ne varsa, bütün olumsuz yollardan gitmiş bir toplum.
Konya ve Afyonkarahisar illerini birleştirin. İşte o kadar yüzölçümü var…
5 milyon insan yaşıyor. Sadece komşular ile ya da sadece halklar ile kavga değil, sorunları çok. Aynı zamanda bu kadar toprakta bile 112 aktif yanardağları var.
Mucize değişimin ilk adımları, 50 yıl önce atılıyor.

Demokrasi ile yönetilen bu ülkede başa gelen bir adam;

“Bir dakika ya, biz manyak mıyız?” sorusunu sorarak, yetkilerini “akıllı canlılar” olduklarını ispatlamak için kullanıyor… Ne mi yapıyor?
Hemen Yasama, Yürütme, Yargı kuvvetlerinde asla bir daha kimsenin değiştiremeyeceği ‘keskin ayırım’ kanunlarını koyuyor, uygulamaya geçiriyor.
Dışişleri Bakanlığının girişine kocaman bir yazı yazdırıyor; “Bu ülkede kuvvetler ayrılığı keskin bir şekilde uygulanmaktadır” diye…Sonra da komşularına ve bütün dünya ülkelerine şöyle bir konuşma yapıyor : “Arkadaşlar, siz birbirinizi yiyin, kavga edin, ben kapımı huzursuzluğa kapatıyorum ve benden uzak olun, sadece ticarette sizlerle muhatap olurum. Bana pisliğinizi bulaştırmayın. Belanızı mı Mevla`nızı mı, neyi arıyorsanız, arayın” dedi.
Hemen akabinde, bakanlarına “getirin şu bütçeyi bana, nereye ne harcıyoruz, bir bakayım” dedi.
Ooo ooo , Silahlı kuvvetler ve orduya ne kadar çok harcama yapıyor muşuz, savaş yok, hiçbir komşumuzun işlerine karışma yok.
Onun için orduyu kaldırıyorum. Oraya harcanan bütün parayı eğitim, üretim ve sağlık sektörüne kullanıyorum, dedi.
Dediğini de yaptı. Kimsenin işine iyi ya da kötü, 50 yıldır hiçbir müdahale etmiyor.
Bu tutumu ile de 1987 Nobel Barış Ödülü aldı Başbakanları.
Daha sonra iki adam parti kurdu ve dedi ki “arkadaşlar bizim parti tüzüğümüz mutluluk üzerine kurulu. Onun için partimizin adı da Mutluluk Partisi. Mutluluk, para da, kariyerde değildir. Ne kadar çok doğa ile içe olur, birbirimize dürüst olursak ve kötü huylarımızı yontarsak, o kadar çok mutlu oluruz.”
Seçildiler ve başa geldiler. Biri Başbakan ötekisi de Milli Eğitim Bakanı oldu.
Mutlu olmak için. ne mi yaptılar?
Ülkesinde 1300 km sahil olduğu halde, turizm gelişsin ayağı altında asla betonlaşmadılar.
Okullarda derslerin çoğu doğada yapılıyor. Çocuklar matematiği ağaç, çiçek, sayarak öğreniyor.
İlkokuldan mezun olabilmenin bir şartı da, 5 yılda bir çocuğun dikmesi gereken ağaç miktarı kotasına ulaşabilmek.
Finlandiya Eğitim Bakanı sık sık bu ülkeyi ziyaret edip, örnek alıyor.

Sizler Finlandiya`yı biliyor fakat kaynağının bu ülke olduğunu bilmiyorsunuz.
Televizyon ve Basını, Halkı aydınlatmak için kullanıyorlar.

Devamı, 20 Temmuz Pazartesine…