İnsan yaşamında bedenin ve ruhun verdiği, muhtelif tepkiler vardır. Bu bazen refleks olarak tezahür ederken, bazen de söz ve ifade olarak tezahür eder. Elbette ki çok farklı tepkiler vardır. Mesela diz ağrısı nedeni ile bir fizyoterapiste giderseniz; çekiç gibi, ama yumuşak bir aletle dizinize vurur. Diz kapak altı bacak ve ayak hemen tepki verir. Üroloji Dr.na gidersiniz, muayene ederken sizi öksürtür, o anda beden de bir hareket var mı ona bakar. Maç seyredersiniz, gollük bir pozisyonda fırsat kaçar, yerinizden fırlarsınız… Keza yolda giderken, ani bir fren sesi duyarsınız ya da bir ambülans siren sesi, dönüp bakarsınız… Bütün bunlar birer tepkidir. Kimi şartlı reflekstir, kimi serbest… Tepki, vicdanın hakkı, aklın ürünü, vücudun dili ve dilin sesidir. Yaşıyor olmanın en belirgin kanıtıdır tepki. Doğa, her canlıya kendi ortamında yaşam hakkı tanırken, savunma ve direnme hakkını da bahşetmiştir. Hiçbir canlı yoktur ki, yaşamının bir döneminde direnme ve savunma hakkını kullanmamış olsun.
Solucan, dokunursun kıvranır. Şaşırtmak ister düşmanını. Arı sokar, eşek teper, kedi tırmalar.
Eşek eşekliğine bakmadan, haklı olduğuna inandığında dayatıp diretebiliyorsa, kendi savunma ve direnme mekanizmasını kurabiliyorsa eşekten de mi daha duygusuz ki insanoğlu, onca akla, vicdana ve izana sahip olduğu iddiasına rağmen, gerektiğinde direnme hakkını kullanmaz!... Salt masal dünyasında mı vardır kötülere direniş....? Korkmadan yılmadan ve sinmeden ortaya konacak tepkiler, "en az ihanet içindekiler kadar" cesur olmanın gereği değil midir?. İnsanoğlu, toplumsal yaşam içgüdüsüyle programlanmıştır. Toplumsal yaşamın koşullarını belirleyen iki önemli güç, bireyleri, bir düzen ve sistem içinde yaşamaya zorlar. Birinci güç doğa, ikinci güç ise toplumsal hukuk ve ahlâk kurallarıdır. Doğa gücünü, bireylerin tek başına bütün zorluklarla mücadele edip üstesinden gelemeyeceği, biyolojik, psikolojik ve fizyolojik doyum ve huzur için başkalarına ihtiyaç duyacağı ilkesi üzerine oturtmuştur. Yardımlaşma duygusu ve içgüdüsüdür bu. Toplumsal yaşamın en belirgin yaptırımı ise hukuktur. Hukukunu iyi ve hakça kurgulayabilmiş toplumlar varlıklarına kasteden pek çok olumsuzluklara karşı koymasını bilmişlerdir. Hukuk toplumsal yaşamın birincil olmazsa olmazıdır. Sürekliyse, güvenilir ise, eşitlikçiyse hukukun en yüce güç kabul edildiği toplumlarda, demokrasiye o denli ulaşılmış olur. Hukukun üstünlüğü deyip, üstünlere ayrıcalıklı hukuk yaratıyor ve buna göre özel kurumlar oluşturuyorsa… İleri demokrasi deyip, demokrasinin tüm gereklerini kurumlarıyla birlikte ortadan kaldırıyorsa… Hukuku kendi çıkar düzenini korumak adına araç olarak kullanıyorsa, hak deyip, hak yiyor, hukuk deyip, hukukun en temel ilkelerini bile çiğnemeyi zafer addediyorsa, Çoğulculuğu hiçe sayıp çoğunluğun parmak hesabını demokrasinin tek gücü sayıyorsa… yürütülen sistemin adı demokrasi değildir.Bir yanda, hanedanı, yandaşı yalakayı kesemeyen damatlar hukuku, diğer yanda, karanlıkta, bekaretin bozulup uçkurun kopmasını, hukukun ortalık malı olmasını bekleyen tecavüz ehli; diğer yanda çalan savaş tamtamları... Nasıl olsa failleri saklamaya gerekçeler hazır, her iki durumda da. Yazık!... Hem de çok yazık!... Bir kez daha “demokrasinin parmakları çoğunluk adına kalktı… Hukuk, savaş tamtamlarına, parmakla verdiği desteğini(!) esirgemedi… Ortam ne de çok benziyor 2. Dünya Savaşı öncesi dünyanın yaşadığı o ihtiraslı – egoist ortama!... ABD’li film yönetmeni Oliver Stone’a Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le bir belgesel çekimi için röportaj yapıyor. Sorulardan biri savaşla ilgili. Bakın, Putin bu soruya nasıl cevap veriyor:’’ ABD ve Rusya gibi iki nükleer güç arasında çıkabilecek bir savaşta, kimse sağ kalmaz.’’ Diyor. Ne dehşet dengiz bir cevap değil mi? Bir tarafta kaynayan, barut fıçısı Ortadoğu, diğer tarafta, Uzakdoğu ve Kuzey Kore. Kuzey Kore ne Birleşmiş Milletler kararını dinliyor, ne de ABD’nin uyarılarını… Aksine ha bire nükleer füze denemeleri yapıyor. Dünya her an patlamaya hazır bomba gibi. Bu şartlar altında Korkmamak elde mi? Birinci ve ikinci dünya savaşlarını hatırlayın; ne kadar basit nedenlerden çıkmıştı… Saldıran dersen, çok!... Hem de pek çok!... En çok da bu nedenle korkuluyor. Bilgili, bilgisiz, aslı var yok her kes konuşuyor. Reklamdaki, ağzı olan konuşuyor misali… En çirkin saldırı, kirli siyasete meydan açmak adına yapılandır.
SON SÖZ:’’ GÜVEN RUH GİBİDİR. TERKETTİĞİ BEDENE
ASLA DÖNMEZ.’’ *William Shakespeare*