Kontrollü Kur Rejiminin Ekonomimize Etkileri

Son yıllarda gündelik hayatımıza “kontrollü Kur Rejimi” diye bir kavram girmiştir. Kısaca, devletin döviz kurlarını serbest piyasa dışında, kendi ihtiyacı ve hedeflerine göre belirlemesi anlamına gelmektedir. Mevcut siyasi iktidarın uyguladığını iddia ettiği liberal ekonomiye uygun olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Yine, 1983 öncesi yürürlükte olan ve ekonomik gelişmemize engel olduğu gerekçesiyle, Anavatan Partisi’nin iktidarı zamanında uygulamadan kaldırılan “sabit kur” rejimine benzerliği başka bir hakikattir.

Kontrollü kur rejiminin ekonomimize etkilerine gelince….. Döviz kurlarını şu anki düzeyde tutabilmek için yürürlükteki Kur Korumalı Mevduatın, şimdiye kadar Hazineye yaklaşık 110 milyar Türk Lirası yük getirdiği, T.C. Merkez Bankası’na maliyetinin ise anılan rakama yakın olduğu, muhalif kesimde yer alan ekonomi kurmayları tarafından açıklanmaktadır. Bu kadar büyük yük 85 milyon insana vergi, harç, ceza ve enflasyon olarak ödetilmektedir.

Döviz kurlarını sabit tutabilmek için yapılan tek şey Kur Korumalı Mevduat uygulaması değildir. Bu uygulamanın yanı sıra, T.C. Merkez Bankası’nın sürekli olarak direkt veya endirekt yollardan eldeki dövizi düşük kurdan sattığı, her geçen gün eriyen “net döviz rezervlerinden” anlaşılmaktadır. Söz konusu satışlarla, T.C. Merkez Bankası net döviz rezervleri, swap ve “emanet” paralar hariç eksi 40 ila 45 milyar dolara arasında değişmektedir. Bu durum, ekonomimizi her türlü kötü amaçlı döviz hareketlerine açık hale getirmiştir. Son derece riskli olan bu ortamın, swap ve emanet paralarla değil, bize ait gerçek döviz kazanımıyla acilen düzeltilmesi gerekmektedir.

Ödemeler dengesinde net hata ve noksan diye gösterilen, muhalif kesim tarafından “kayıt dışı” olarak nitelenen para girişinin 2022 yılında 50 milyar doları aştığı görülmektedir. Bu tutarın döviz kurlarını sabit tutmak için kullanıldığı ileri sürülmektedir. Bu büyüklükteki bir paranın, Türkiye ölçeğindeki ekonomilerin tüm dengelerini değiştireceğinin her kes tarafından kabul edilmesi gerekir. Ülkeye gelirken kurların düşmesine, ekonomide “sahte ve geçici” bahar yaşanmasına neden olan bu paralar, çıkarken kurları akıl almaz noktalara kadar yükseltmekte, ekonominin genel dengesini kalıcı bir şekilde bozmaktadır. Dolayısıyla, bu şekildeki para girişinin sürekli takip edilmesi, kabul edilebilir seviyenin üzerine çıkmasına izin verilmemesi önemlidir.

Döviz kurlarının çeşitli yöntemlerle yapay olarak sabit tutulmaya çalışılması, dış ticaret açığının çok hızlı büyümesine neden olmaktadır. Döviz kurlarının suni bir şekilde düşük tutulmasıyla, ihracat yapma potansiyeli azalmakta, buna karşın ithalat hızlı bir şekilde artmaktadır. Bunun sonucunda oluşan Dış Ticaret açığı sürekli büyümektedir. Nitekim, 2022 yılında ülkemizin dış ticaret açığı 110 milyar dolara yükselmiştir. 2023 yılında da dış ticaret açığı, daha da hızlı bir şekilde artmaya devam etmektedir. Büyüyen “dış ticaret açığıyla” oluşan döviz ihtiyacı, kurların uzun süre “kontrol” edilmesini imkansız hale getirmekte, bir süre sonra aşırı yükselmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, aslında hiçbir işe yaramayan, döviz kurlarını yapay bir şekilde sabit tutmaya çalışmak yerine, ihraç potansiyeli yüksek, katma değerli teknoloji ürünlerin üretilmesi ve satılmasını mümkün kılan bir ekonomik model ile ülkenin ihtiyaç duyduğu dövizin kazanılması daha akılcı görülmektedir.

Saygılarımla,