Yine de yazacağım…
Yazmasam içimde kalacak çünkü bana dert olacağına, başkalarına dert olsun!
Yazmasam kalbime otobüs durağı yapacaklar, hem de klimalı ve oturaklı!
Ne zaman yöneticilerin bir hatasını dile getirsek, telefonlar çalmaya başlıyor. Arayan arayana…
"Abi onu yazma, bacanak belediyede çalışıyor!" diyen de var,
"Sen de çok abartıyorsun!" diye laf sokan da.
Ama ben ne yapayım kardeşim? Herkes üç maymunu oynarken ben neden susayım? Üstelik ben maymun değilim, susam da yemem, çekirdek çitlerim!
Dünkü yazımda metrodaki sıkıntılardan bahsetmiştim. Yazı yayımlandı, sabah bir kalktım bildirim yağmuru. Millet coşmuş. Ama çoğu aynı şeyi söylüyor: “Metro güzel de abi, bi' de şu otobüs duraklarına el at!”
Tamam dedim. Elimi sürersem belki elim kokar ama yazmakta sakınca yok.
Adana’dayız... Narenciyenin başkentindeyiz. Eskiden sokaklarda turunç kokusu olurdu. Şimdi? Durakta burnuna gelen ilk koku ne portakal ne mandalina… Direkt sidik!
Evet evet, yanlış okumadınız.
Resmen “Amonyak kokulu bekleme alanı” yapmışlar.
Bir vatandaş geçen gün bana mesaj atmış:
“Abi durakta 5 dakika bekledim, sinüzitim açıldı!”
Başka biri yazmış:
“Metrodan indim, durağa geldim, burnum istifa etti.”
Bakın bu yazı şaka değil, halkın çığlığıdır!
Kolombiya ne yapmış? Otobüs duraklarını kütüphaneye çevirmiş. Vatandaş otobüs beklerken kitap okuyor. Bizde ise durakta bekleyen kişi hayatını sorguluyor:
“Ben neden buradayım?”
“Acaba yürüyerek gitsem daha mı az kokar?”
“Bu koku mu, yoksa hayat mı daha ağır?”
Montreal’de otobüs durağında salıncak varmış. Bizde olsa salıncağa bir kişi biner, diğerleri ‘Sallama lan, mide bulandı zaten!’ diye laf atar.
Durakta beklemek değil de, beklerken nefes almak cesaret istiyor!